+ Konuya Cevap Yaz
Toplam 7 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 7 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Peygamber Efendimizin Mucizeleri

  1. #1
    Administrator Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    13.122
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in hayatında çok büyük mucizeler vardır. Kitabın önceki bölümlerinde de üzerinde durduğumuz gibi Kuran, bu mucizelerin en büyüğüdür. Peygamberimiz (sav)'in üstün ahlakı, tavırları ve sünneti de birer mucizedir. Onun insanlara bir hidayet rehberi olarak tebliğ ettiği Kuran ayetleri, medeniyetten uzak bedevileri en yüksek medeniyet seviyesine ulaştırmıştır. Bu da Allah'ın mucizelerindendir. Peygamberimiz (sav) İslam ahlakını en hikmetli şekilde tebliğ ederek, çocuklarını diri diri gömen bir kavmin, Allah'ın izniyle, herkese karşı merhametli ve şefkatli insanlar haline dönüşmesine; elleriyle yaptıkları putlara ibadet eden bir topluluğun tevhid inancına kavuşmasına vesile olmuştur.

    Kutlu Peygamberimiz (sav)'in Kuran ayetlerinde ve hadis-i şeriflerde haber verilen birçok mucizeleri vardır. Bu harikulade olaylardan bazıları şunlardır:

  2. #2
    Administrator Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    13.122
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    Miraç Mucizesi

    Hacer-i muallak taşı üzerine inşa edilmiş olan Kubbet-üs Sahra.

    Arapçada "yukarı çıkmak, yükselmek" anlamına gelen Miraç, Peygamberimiz (sav)'in büyük mucizelerinden biridir. Kuran-ı Kerim'in İsra ve Necm Surelerinde Peygamber Efendimiz (sav)'in mucizevi şekilde Mescid-i Aksa'ya yaptığı gece yolculuğu ve *Sidretü'l-Münteha'ya yükselişi bildirilmektedir.
    ( *Sidretü'l-Münteha: Yaratılmışların bilgilerinin tükendiği, ötesine geçemediği son sınır.)


    İsra kelimesinin Arapça sözlük anlamı, "gece yolculuğu ya da gece yürüyüşü" dür. İsra Suresi'nin ilk ayetinde Yüce Allah, Sevgili Efendimiz (sav)'in mucizevi yolculuğunu şöyle bildirmektedir:
    Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir. (İsra Suresi, 1)

    Peygamberimiz (sav)'in üzerine basarak Miraç'a yükseldiği kutsal kaya: Hacer-i Muallak.
    İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin. (Bakara Suresi, 252)


    Aksa kelimesinin Arapça anlamı "uzak, en uzak"tır. Bilindiği gibi, Mescid-i Haram Mekke'de, Mescid-i Aksa ise Kudüs'tedir. Bu iki yer arasındaki uzaklık mesafesi ise yaklaşık 1235 km'dir. Peygamberimiz (sav) söz konusu mucize gerçekleştiğinde Mekke'de bulunmaktadır. Kendisi Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür. Büyük İslam Alimi İbn-i Kesir, mübarek Miraç olayıyla ilgili olarak sahabelerden en az yirmi beş kişinin Peygamberimiz (sav)'den rivayette bulunduğunu, hatta bu sayının kırk beşe kadar çıkabileceğini ifade etmiştir. Bunlardan en güvenilir kabul edilenleri; Enes İbn Malik, Ebu Hureyre, Ebu Said el-Hudri, Malik İbn Sa'saa, Ebu Zerr el-Gıfari, Şeddad İbn Evs, Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Mesud ve Ümmü Hani'nin rivayetleridir.26 Hadislerde yer alan bilgilere göre Peygamberimiz (sav), amcasının kızı Ümmühan bin Ebu Talib'in evinde yatarken, Cebrail, Peygamberimiz (sav)'e görünmüş ve onu Burak adlı bineğe bindirerek Mescid-i Aksa'ya götürmüştür. Miraç olayı da burada gerçekleşmiştir. Hadislerde Peygamberimiz (sav)'in Miraç esnasında gördükleriyle ilgili çok fazla detay bildirilmektedir. Hadislerde Peygamber Efendimiz (sav)'in Miraç sırasında diğer peygamberlerle görüştüğü, cenneti ve cehennemi gördüğü de rivayet edilir.


    İslami kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Miraç mucizesi müşrikler ve iman etmeyenler tarafından -düşük akılları nedeniyle- şüpheyle karşılanmıştır. İman etmeyenler, Peygamberimiz (sav)'in doğru söylediğine inanmayıp karşı çıktıkları için, olayın gerçek olup olmadığını araştırmışlardır. Rabbimiz, inkarcıları ve müşrikleri bu çirkin tutumlarından dolayı bir kez daha küçük duruma düşürmüş ve alay ettikleri şey kendi aleyhlerine dönmüştür. Hadis-i şerifte bu olay şöyle bildirilmektedir:
    "Dediler ki: "Bize Mescid-i Aksa'nın nasıl olduğunu anlatır mısın? Zira içlerinden bazıları o beldeye gidip Mescid-i Aksa'yı görmüştü.
    Peygamberimiz (sav)'in mucizevi yolculuğu, Mekke'deki Harem-i Şerif'ten, Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya olmuştur.

    Resulullah anlatıyor:
    Mescid'i anlatmaya başladım. Bazı yerlerini tarif ederken, kuşkuya düştüm. Bunun üzerine Mescid-i Aksa getirilerek Akab ya da Ukeyl'in evinin önüne konuldu. Ben de ona bakarak anlatmaya başladım"
    Resullullah'ın konuşmasından sonra orada bulunanlar şöyle dediler:
    Allah'a andolsun ki, Mescid'i tarifi doğrudur."27
    Müslim'deki bir rivayette ise Resulullah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Kendimi Kabe'nin kuzey tarafında (Hicr'de) gördüm. Kureyşliler yolculuğumu soruyorlardı. Beytü'l-Makdis (Mescid-i Aksa) hakkında, tam hatırlayamadığım bazı şeyleri sordular... Bunun üzerine Allah Teala Mescid-i Aksa'yı benim için yükseltti. (gözümün önüne getirdi) Ona bakıyor, bana ne sorulursa cevaplıyordum."28

    Kubbet-üs Sahra’nın dıştan görünüşü

    De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
    (Al-i İmran Suresi, 31)


    Mescid-i Aksa'nın olduğu bölgeye hayatı boyunca hiç gitmemiş olan Hz. Muhammed (sav)'in müşriklerin sorularını eksiksiz cevaplaması, Rabbimiz'in büyük bir mucizesi ve rahmetidir. Bu mucizeyle iman edenlerin şevkleri, heyecanları ve Peygamberimiz (sav)'e olan bağlılıkları bir kat daha güçlenmiş, iman etmeyenler ve müşriklerse inkarlarında akılsızca diretmişlerdir.


    Hadis kaynaklarında, müşriklerin Hz. Ebu Bekir'e gelerek, -Miraç olayı nedeniyle- Hz. Muhammed (sav) hakkında asılsız iftiralar uydurdukları bildirilmektedir. Hz. Ebu Bekir, Miraç mucizesine inanmayarak kendisine anlatan ve hala Peygamberimiz (sav)'e inanmaya devam edip etmeyeceğini soran müşriklere "O söylüyorsa şüphesiz doğrudur" cevabını vermiştir. Bu olay karşısındaki güzel ve sadık tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (sav) tarafından "Sıddık" lakabıyla onurlandırıldı. Hadislerde, müşriklerin Peygamberimiz (sav)'den delil istemeleri üzerine, Sevgili Efendimiz (sav)'in müşriklere inkar etmeleri mümkün olmayan mucizevi bir delil daha sunması şöyle anlatılmaktadır:
    Peygamber (sav)'e dediler ki; "Söylediğinin delili nedir?"
    Hz. Peygamber (sav) dedi ki; "Kureyşli bir kervana rastladım. O falanca yerdeydi. Kervan bizden ürktü ve yön değiştirdi. O kervandan bir devenin üzerinde siyah ve beyaz çuval bulunmaktadır, bağırıp yıkıldı."
    Kervan dönünce durumu sordular, onlar da Hz. Peygamber (sav)'in anlattığı şekilde haber verdiler.29


    Görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz (sav) hem hiç görmediği Mescid-i Aksa'yı detaylı olarak tarif ederek hem de yoldaki kervanların durumunu haber vererek, Rabbimiz'in rahmeti olan büyük mucizeler göstermiştir. Miraç konusuyla ilgili Kuran'da haber verilen bilgilerden biri de, Peygamber Efendimiz (sav)'in Sidretü'l-Münteha'ya yükselmesidir. Necm Suresi'nde bu mucize şu şekilde bildirilmektedir:
    Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü. Sidretü'l-Münteha'nın yanında. Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır. Sidreyi örten örtmekte iken, göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı. Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü. (Necm Suresi, 13-1
    Miraç olayı Yüce Allah'ın Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e nasip ettiği çok büyük bir mucizesidir. Rabbimiz'in Peygamberimiz (sav)'e iman etmeyenler karşısında verdiği üstün bir delilidir. Rabbimiz'in Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e gösterdiği mucizelerin her biri de Allah'ın dilemesiyle, Allah'ın dilediği şekilde ve zamanda, sebeplere bağlı olmadan yaratılmıştır. Bu mucizelerin her biri iman edenlerin imanlarını daha da artıran çok büyük müjdelerdir.


    Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa'nın bulunduğu topraklar tüm Müslümanlar

  3. #3
    Administrator Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    13.122
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    Peygamberimiz (sav)'in Ay'ı İkiye Yarması


    Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve Ay yarıldı.
    (Kamer Suresi, 1)

    Peygamber Efendimiz (sav)'in mucizelerinden bir diğeri de Ay'ın yarılması olayıdır. Allah, bu olağanüstü olayı Kuran'da bildirmiş, bu büyük mucizeyle ilgili pek çok hadis günümüze ulaşmıştır. Kamer Suresi'nde şöyle bildirilir:
    Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve Ay yarıldı.
    Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler.
    Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.' (Kamer Suresi, 1-3)

    Ayet-i kerimede geçen "inşikak-ı kamer" terimi inşikak ve kamer kelimelerinden meydana gelen bir tamlamadır. İnşikak'ın türediği Arapçadaki kök fiilinin kelime anlamı "yarmak, dişin eti; bitkinin, toprağı yarıp çıkması" gibi anlamlara gelmektedir. İnşikak ise "yarılmak, parçalanmak, bölünmek" manalarına gelir. Siret Ansiklopedisi'nde Ay'ın yarılması mucizesiyle ilgili bütün hadislerin toplamından çıkarılan bir özet şu şekilde aktarılmaktadır:
    Medine'ye hicretin beş yıl öncesinde, Kameri ayın 14. gününde bir akşam vaktiydi. Ve tam o zamanda yeni doğan ay birdenbire ikiye bölündü. Bir parçası karşıdaki tepenin bir tarafına, ikinci parçası da öteki tarafına gitti. Bu bir saniyelik bir hadiseydi. Sonra ayın iki parçası birleşiverdi. Hz. Peygamber (sav) o sırada Mina'da bulunuyordu. Hz. Peygamber (sav) orada hazır bulunanlara hitap ederek, "bakın ve şahit olun!" dedi. Kafirler, Hz. Muhammed (sav)'in kendilerini büyülediğini öne sürdüler, bu sebepten gözlerinin iyi görmediğini söylediler. Orada bulunan diğer kimseler, "Muhammed (sav) bizi büyüleyebilirdi, ama burada olmayanları değil. Biraz bekleyin, bu tarafa gelmekte olanlara soralım. Acaba onlar bu hadiseyi görmüşler midir?" Dışarıdan gelenler bu olaya şahit olduklarını kabul ettiler.

    Ay yarılması mucizesi başta Buhari ve Müslim olmak üzere Tirmizi, Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud et-Tayalisi, Hakim en-Nisaburi, Beyhaki, Ebu Nuaym el İsfehani ve Kadı Iyaz gibi büyük hadis alimlerinin eserlerinde yer alır. Bu hadislerden bazıları şu şekildedir:
    ... Abdullah ibn Mes'ud (ra) şöyle demiştir: Biz Mina'da Peygamber'in beraberinde iken Ay ikiye bölündü de, Peygamber (sav): "Şahit olunuz!" buyurdu. Ve Ay'dan bir parça Hira Dağı tarafına gitti.
    Ebu'd-Duha Müslim ibn Subayh da Mesruk'tan; o da Abdullah ibn Mes'ud'dan: Ay Mekke'de ikiye bölündü, diye söylenmiştir...
    ... Abdullah ibn Abbas (ra)'dan: Rasulullah (sav) zamanında Ay ikiye ayrıldı, diye tahdisi etmiştir (anlatmıştır).
    ... İbrahim en-Nahai, Ebu Ma'mer'den tahdis etti ki, Abdullah ibn Mes'ud (ra): Ay ikiye yarıldı, demiştir.

    Buhari ve Müslim, İbn-i Mes'ud (ra)'dan şunu nakletmişlerdir:
    "Resulullah (sav) zamanında Mekke'de Ay ikiye bölündü. Ve Allah Resulü şöyle buyurdu: "Bakın ve görün!"

    Ay'ın yarılması olayının Mekke'de gerçekleştiği hadislerde bildirilmektedir. Ayrıca bu mucizenin gerçekleşmesini Mekkelilerin Peygamberimiz (sav)'den bizzat istedikleri de hadislerde nakledilmektedir:
    Buhari ve Müslim, Enes (ra)'dan şunu nakletmişlerdir: "Dedi ki: "Mekkeliler Allah Resulü'nden bir mucize göstermesini istediler. Bunun üzerine Ay'ın iki kez ikiye bölündüğünü gösterdi."

    Rivayetlere göre, Kureyşli müşriklerin isteği üzerine Ay'ı ikiye bölen Hz. Muhammed (sav)'e inkarcılar yine de iman etmemişlerdir. Kamer Suresi'nin 2. ve 3. ayetlerinde bu gerçeğe dikkat çekilmektedir:
    Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler.
    Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.' (Kamer Suresi, 2-3)



    De ki: "Allah'a ve elçisine itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez. (Al-i İmran Suresi, 32)

    Ancak böyle büyük bir mucize karşısında söyleyecek birşey bulamayan müşrikler bu sefer de Peygamberimiz (sav)'in kendilerini büyülediği iftirasını atmışlardır. Ay'ın ikiye yarıldığını kendi gözleriyle gördükten sonra artık Peygamberimiz (sav)'in hak peygamber olduğuna vicdanen kanaatleri gelmiş olması gerekirken nefislerinin kibiri, istek ve tutkuları yüzünden Allah'ın ayetlerini kabul etmemişlerdir. Bu, hangi mucizeyi görürlerse görsünler iman etmeyen ve Kuran'da "...Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" (Hicr Suresi, 15) ayetiyle bildirilen iman etmeyenlerin ortak özelliğidir.

    Bediüzzaman Said Nursi de Mektubat'ında Ay'ın yarılması mucizesinden bahsetmiştir. Bu olayın pek çok sahabeden de ayrıntılı olarak nakledildiğini anlatan Üstad, olay karşısında müşriklerin ne kadar aciz duruma düştüklerini şu şekilde açıklamıştır:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın mütevatir (güvenilir) ve kat'i bir mu'cize-i kübrası (en kesin ve büyük mucizesi), şakk-ı Kamer'dir (Ay'ın yarılmasıdır). Evet şu inşikak-ı Kamer (Ay'ın ikiye yarılması); çok tariklerle (yollarla) mütevatir bir surette, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İmam-ı Ali, Enes, Huzeyfe gibi pek çok eazım-ı sahabeden (sahabelerin ileri gelenleri) müteaddid (tekrarlanan) tariklerle (yollarla) haber verilmekle beraber, nass-ı Kur'anla (Kuran'ın şüpheye yer bırakmayan hükmü) "Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve Ay yarıldı." ayeti, o mu'cize-i kübrayı (büyük mucizeyi) aleme ilan etmiştir. O zamanın inatçı Kureyş müşrikleri, şu ayetin verdiği habere karşı inkar ile mukabele etmemişler (karşılık vermemişler), belki yalnız "sihirdir" demişler. Demek kafirlerce dahi Kamer'in inşikakı kat'idir (Ay'ın bölünmesi kesindir).

    Bediüzzaman Peygamber Efendimiz (sav)'in mucizelerinin bir hikmetinin de Ebu Cehil gibi zalim biriyle Ebu Bekir gibi üstün ahlaklı bir insanın arasındaki farkı iyice ortaya çıkarmak olduğunu bildirmiştir. Bediüzzaman Mektubat'ında bu konuda şunları söylemektedir:
    Mu'cize, dava-yı nübüvvetin (peygamberlik davası) isbatı için, münkirleri (inkar edenleri) ikna etmek içindir, icbar etmek (mecbur etme) için değildir. Öyle ise dava-yı nübüvveti (Peygamberlik vakasını) işitenler için, ikna edecek bir derecede mu'cize göstermek lazımdır. Sair (diğer) taraflara göstermek veyahut icbar (zorlama) derecesinde bir bedahetle (açıklık) izhar etmek (meydana çıkarma), Hakim-i Zülcelal'in hikmetine münafi (zıt) olduğu gibi, sırr-ı teklife (dünyaya gelip vazife sahibi olmanın sırrı) dahi muhaliftir. Çünki "Akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak" sırr-ı teklif (teklif sırrı) iktiza ediyor (gerektiriyor). Eğer Fatır-ı Hakim (Benzeri bulunmayan şeyi yaratan, Hüküm sahibi), inşikak-ı Kamer'i (Ay'ın ikiye yarılmasını), feylesofların(filozofların) hevesatına (heveslerine) göre bütün aleme göstermek için bir-iki saat öyle bıraksa idi ve beşerin umum tarihlerine geçse idi, o vakit sair hadisat-ı semaviye (gökyüzünde meydana gelen olaylar) gibi ya dava-yı nübüvvete delil olmazdı ve risalet-i Ahmediyeye (A.S.M.) hususiyeti kalmazdı veyahut bedahet (açıklık) derecesinde öyle bir mu'cize olacaktı ki, aklı icbar (mecbur) edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak, ister istemez nübüvveti tasdik edecek. Ebucehil gibi kömür ruhlu, Ebubekir-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi' (teklif sırrı kaybolacaktı) olacaktı..

    Kainattaki diğer tüm varlıklar ve cisimler gibi Rabbimiz'in kudretinde olan Ay, Allah dilediği takdirde dilediği şekilde görülebilir. Birşeyin gerçekleşmesi için Kuran'da bildirildiği gibi, Allah'ın "Ol" demesi yeterlidir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:
    Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)

    Tüm bu bilgiler bir kez daha göstermektedir ki, Allah kutlu elçisi Hz. Muhammed (sav)'i bütün insanlar üzerinde seçkin kılmış, kendisine son hak kitap olan Kuran-ı Kerim'i vahyetmiş, ona insanların kalplerini yumuşatacak ve imanlarına vesile olacak mucizelerle lütufta bulunmuştur. Kimi insanlar ahiret hayatlarını kurtaracak şekilde imana kavuşmuş, kimileriyse inkarda direnerek sonsuz hayatlarında kayba uğrayanlardan olmuşlardır. Allah, Peygamber Efendimiz (sav)'i dediklerinden dolayı her zaman haklı çıkarmıştır.

  4. #4
    Administrator Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    13.122
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    Peygamberimiz (sav)'in yağmur dualarının kabul edilmesi

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) diğer bütün peygamberler gibi Allah'a içten bağlı, derin iman sabihi, Allah'tan şiddetle korkup sakınan ihlas sahibi bir kuldur. Peygamberimiz (sav)'in samimi dualarına Rabbimiz icabet etmiş, bu vesile ile sahabeler ve çevresindeki insanlar türlü mucizelere şahit olmuşlardır. Örneğin Peygamber Efendimiz'in yağmur ve bereket için ettiği dualara Rabbimiz'in icabet etmiş olması hadislerde detaylı olarak anlatılmıştır.

    Buhari ve Müslim'in, Enes (ra)'dan naklettikleri bir hadis-i şerif şu şekildedir:
    Allah Resulü (sav) zamanında bir kuraklık yaşadık. Allah Resulü (sav) minberdeyken bir bedevi gelip şöyle dedi:
    "Ey Allah Resulü, mallar helak oldu, çoluk çocuk aç kaldı, ne olur bizim için Allah'a dua et!" Bunun üzerine Allah Resulü (sav) mübarek -ellerini- kaldırdı. Gökyüzünde hiçbir bulut görmüyorduk. Nefsim kudreti elinde olana yemin ederim ki, ellerini aşağı indirir indirmez, dağlar gibi bulutlar belirdi. Minberden inmeden, mübarek sakalından suyun inmekte olduğunu gördük. O gün güzel bir yağmur yağdı. Ertesi gün, ondan sonraki gün de yağdı...
    Konuyla ilgili diğer hadisler ise şu şekildedir:
    Allah Resulü (sav) kuşluk vakti Mescid'de kalkıp üç tekbir getirdi ve şöyle dua etti.
    Allah'ım, bize yağmur ver! -Üç kere- Allah'ım bize rızık olarak yağ, süt, iç yağı ve et ver!"
    Gökte hiçbir bulut görmüyorduk. Birden rüzgar çıktı, bulutları sürüp getirdi. Bulutlar bir araya gelip yağmur indirdi. Çarşıdaki insanlar çığlıklar attılar. Allah Resulü (sav) hala ayaktaydı. Yollar sel gibi yağmur suyuyla doldu; o seneki kadar süt, yağ ve et görmedim.
    Cuma günü bir adam, minbere bakan kapıdan mescide girdi. Resulullah (sav) ayakta hutbe okuyordu. Allah Resulü (sav)'ne karşı durarak şöyle dedi:
    - Ey Allah'ın Resulü, mallar helak oldu. Yollar kuraklıktan paramparça oldu. Allah'a dua et de bize yağmur verip imdadımıza yetişsin!
    Bunun üzerine hemen Allah'ın Resulü (sav) mübarek ellerini kaldırıp şöyle dua etti: "Allah'ım bize yağmur ver! Allah'ım, bize yağmur ver!
    Enes (ra) dedi: Hayır! Vallahi gökte ne bulut, ne bulut parçası, ne de herhangi bir şey görmüyorduk. Ev, avlu ile Sel (Medine'de bir dağın adıdır) arasında da birşey yoktu. Ardından kalkan gibi bir bulut çıkıverdi, göğün ortasına gelince yayılıverdi ve sonra yağmur boşandı.
    Ebu Nuaym, Aişe (ra)'dan naklederek şöyle demiştir:
    "İnsanlar Allah Resulü (sav)'e kuraklıktan şikayet ettiler, kalkıp namazgaha çıktı, minberin üstüne oturup ellerini kaldırdı, Allah bir bulut yarattı, gök gürledi, şimşek çaktı, sonra da güzel bir yağmur yağdı... "
    Peygamberimiz (sav)'in duasını alıp genç kalan sahabeler



    Kuran'da, "Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir." (Tevbe Suresi, 12 ayetiyle bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav), müminlere çok düşkündür. Hadislerde de Peygamberimiz (sav)'in müminlerin sağlıklarına, güvenliklerine, imanlarına yönelik çok fazla tavsiyelerde bulunduğu, onlara şefkat ve merhametle yaklaştığı bildirilmektedir. Peygamberimiz (sav), müminlere olan bu sevgisinin ve düşkünlüğünün sonuçlarından biri olarak, sahabeleri için pek çok konuda Allah'a dua etmiştir. Allah Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için ettiği dualarla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
    … Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükunet ve huzurdur.' Allah işitendir, bilendir. (Tevbe Suresi, 103)
    Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in duası müminler için bir sükunete ve huzura vesile olmaktadır. Benzer şekilde hadislerde de Peygamberimiz (sav)'in sahabelerin uzun yaşamaları için dua ettiği ve bu dualarının kabul buyurulduğu haber verilmektedir. Hadislerde, Peygamberimiz (sav)'in dualarının ardından çok uzun süre, çok sağlıklı bir şekilde yaşayan birçok sahabenin ismi zikredilmektedir. Bu hadislerden biri şu şekildedir:

    İbn-i Ebi Şeybe Müsned'inde, Ebu Nuaym ve İbn-i Asakir Amr b. el-Hamık'dan naklederek şöyle demişlerdir:
    O, Allah Resulü (sav)'e süt içirdi.
    Allah Resulü ona şöyle dua etti:
    "Allah'ım, onu gençlikten yararlandır!"
    Diğer bazı kaynaklardaysa, Peygamber Efendimiz (sav)'in duasının bazı sahabelerin gençliğine nasıl vesile olduğu şu şekilde aktarılmaktadır:
    Peygamberimiz (sav)'in ömürlerini uzatması için dua ettiği sahabelerin yüz yıl yaşadıkları da belirtilmektedir.
    Bir diğer sahabenin başını okşamış "Allah'ım bunu güzelleştir ve güzelliğini devamlı kıl!" diye dua etmiş, bu sahabenin yüzü ölünceye kadar çok genç ve güzel olmuştur.
    ...Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O'na) doğrultun ve dini yalnız Kendisi'ne has kılarak O'na dua edin... (Araf Suresi, 29)



    Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (Araf Suresi, 55)



    Peygamberimiz (sav)'in bereket için ettiği duaların kabul edilmesi

    Peygamberimiz (sav) sahabelerin her sorunuyla ilgilenmiş, her sıkıntılarında onlara yardım etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in duaları Allah'ın izniyle her zaman tüm sahabeler için büyük bir şifa ve bereket vesilesi olmuştur. Hadislerde bu bereket ile ilgili birçok örnek verilmektedir. Rivayet edilen hadislerden bazıları şu şekildedir:
    Buhari ve Müslim, Enes (ra)'dan naklederek şöyle demişlerdir:
    Peygamber (sav) benim için dua ederek buyurdu ki: "Allah'ım, onun malını ve çocuklarını çoğalt, ona rızık olarak verdiklerini bereketli kıl."
    Enes (ra) dedi ki: Vallahi malım çoktur. Birçok da çocuğum oldu.
    Buhari ve Müslim, Enes (ra)'dan naklederek şöyle demişlerdir:
    Allah Resulü (sav) Abdurrahman b. Avfa buyurdu ki: "Allah seni bereketli kılsın!" Bunu İbn-i Sa'd ve Beyhaki de başka bir kanaldan nakletmiş ve şunu ilave etmişlerdir: "Abdurrahman dedi ki: O kadar zengin oldum ki, hangi taşı kaldırsam, altında mutlaka altın veya gümüş bulacağımı bilirdim.
    Allah Resulü Urve el-Bariki için dua etmişti. Ticarette o dereceye geldi ki, bir toprak satın alsa onda bile kazanacağına inanırdı.
    Ebu Ukayl, dedesi Abdullah b. Hişam'la, buğday almak için pazara çıktığında İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer ile karşılaştığında şöyle derlerdi:
    "Bize ortak ol! Çünkü Allah Resulü (sav) sana bereketle dua etti" O da bunun üzerine onları buğdayına ortak ederdi. Yine de bereketinden dolayı deve yükü eksilmezdi. Evine onunla dönerdi.

  5. #5
    Administrator Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    13.122
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    ALLAH'IN PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ÜZERİNDEKİ MUCİZEVİ KORUMASI

    İnsanların hidayetine vesile olan Allah'ın elçileri son derece hassas bir vicdana sahiptirler. Onlar, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten men eden, üzerlerindeki bu şerefli sorumluluğu titizlikle yerine getiren çok kıymetli insanlardır. Allah'ın elçileri ulaşabildikleri tüm insanların ahiretlerinin kurtulması ve onların hidayet bulmalarına vesile olmak için çalışırlar. Onları içinde bulundukları gafletten uyandırmak ve Allah'ın razı olacağı umulan bir ahlaka iletmek isterler. Buna karşılık peygamberler bu şerefli mücadeleleri sırasında kimi zaman iman etmeyenlerin, münafıkların, müşriklerin tehditlerine, iftiralarına, sözlü ve fiili saldırılarına maruz kalmışlardır. Ancak bu koşullar altında dahi sabırla, güzellikle, iyilik ve tevazuyla tebliğ görevlerine devam etmişlerdir.


    De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar. (Ahzap Suresi, 17)

    Peygamberimiz (sav) de tüm diğer peygamberler gibi insanlara tebliğ ettiği gerçeklerden dolayı türlü eziyetlere, iftiralara maruz kalmış, alaycı tavırlarla karşılaşmıştır. Birbirinden farklı pek çok iftira ile itham edilmiş ve uzun yıllar iman etmeyenlerin baskısı ve ölüm tehdidi altında yaşamıştır. Peygamberimiz (sav)'e itaat eden salih müminler de uzun süre boyunca içinde yaşadıkları toplum tarafından boykot edilmişlerdir. Elbette zorluk gibi görünen tüm bu olaylar, Peygamber Efendimiz (sav) ve onunla birlikte olan salih müminlerin dünyada ve ahirette güzel bir yaşama kavuşmalarına vesile olmuş şerefli olaylardır. Samimi olarak iman eden ve Rabbimiz'e tevekkül edenler, bunlar ve benzeri zorluklardan hiçbir zaman yılgınlığa kapılmaz, tam tersine zorlukları ve sıkıntıları Allah'a yakınlaşmaya ve O'nun rızasını kazanmaya bir yol olarak görürler.

    Peygamber Efendimiz (sav) tebliğe başlamadan önce de, daha çok genç yaşlarından itibaren, "El emin" sıfatıyla nitelendirilmiş, güvenilirliğiyle tanınan bir insandı. Daha önce de belirttiğimiz gibi içinde yaşadığı toplumda insanlar ona herşeyi emanet edecek kadar güvenmişler, pek çok sorunun çözümünde kendisini hakem seçmişlerdir. Onun ahlakını, adaletini, hakkaniyetini her zaman övmüşlerdir. Peygamber Efendimiz (sav) yaptığı her işi, her zaman en iyi şekilde yerine getiren, çok akıllı ve ileriyi gören, basiret sahibi mübarek bir insan olduğundan, onun tüm bu seçkin özellikleri her görenin hemen dikkatini çekmiştir. Ancak Peygamberimiz (sav) çevresindekileri Allah'a iman etmeye ve putlara tapmaktan vazgeçmeye çağırmaya başlayınca, kendisinin üstün ahlakına şahit olmalarına rağmen iman etmeyenlerin en büyük hedefi haline gelmiştir.



    Peygamber Efendimiz (sav) gibi Allah'ın diğer seçkin elçileri de peygamberlik görevlerini yapmaya başlayana kadar kendi kavimleri içinde sevilen ve sayılan insanlar olmuşlardır. Ancak elçilik göreviyle şereflendirilmelerinin ardından Allah'ın varlığını ve ahiret gününü inkar edenler ya da dünyevi kaygılar nedeniyle din ahlakına uymayanlar onlara cephe almıştır. Bu durum Kuran'da şöyle haber verilmektedir:

    Dediler ki: "Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz." (Hud Suresi, 62)

    Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın." (Hud Suresi, 87)


    (Hükümdar topladığı o kadınlara) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz ondan hiç bir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söylenlerdendir." (Yusuf Suresi, 51)



    Ama sizden kim Allah'a ve Resulü'ne gönülden itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır. (Ahzap Suresi, 31)
    Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir. ( Ahzap Suresi, 40)

    Peygamber Efendimiz (sav)'in hakka ve doğruya davetine karşılık kavminin tepkisi de, Allah'ın, "Onlar: "Ey kendisine kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler. "Eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?" (Hicr Suresi, 6-7) ayetlerinde bildirdiği gibi bu mübarek insana asılsız iftiralar atmak olmuştur. Peygamberimiz (sav)'in bu ayetlerde haber verilen iftiralar dışında, başka pekçok iftiraya maruz kaldığı, Kuran ayetlerinde bildirilmektedir. Peygamberimiz (sav) bu koşullar altında, iman etmeyenlerle olan fikri mücadelesine ve Kuran ahlakını anlatmaya devam etmiştir. Fakat tebliğ ettiği gerçekler, kavmin iman etmeyen kesiminde ve müşriklerinde kin ve öfke meydana getirmiştir. Allah'ın Kuran'da "alemlere rahmet" olarak zikrettiği (Enbiya Suresi, 107) Peygamberimiz (sav)'i insanlar, çok azı dışında, takdir edememişlerdir. Nitekim bir süre sonra Peygamberimiz (sav) yer değiştirerek Mekke'den ayrılıp Medine'ye hicret etmek zorunda kalmıştır.

    Peygamberimiz (sav) tehlikeli ve müşrik bir kavmin içerisinde, bir yandan dini tebliğ etmiş, bir yandan iman ederek kendisine tabi olanları eğitmiş, diğer yandan da iman etmeyenlerle çetin bir mücadele yürütmüştür. Bu mücadele zaman zaman sıcak savaşa dönüşmüştür. Dönemin müşriklerinin yanı sıra inkarda direnen bazı Yahudiler de Peygamberimiz (sav)'e karşı düşmanca bir tutum içinde olmuşlardır. Hz. Muhammed (sav) onlarla da ilgilenmiştir. Yahudiler gibi bazı Hıristiyanlar da Peygamberimiz (sav)'i hedef almış, sürekli zorluk çıkarmış, kendilerince kurdukları tuzaklarla ona zarar vermeye çalışmışlardır.

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bu kadar geniş bir alanda mücadele yürütürken bir yandan da münafıklar ona sinsice zarar vermeye çalışmışlardır. Münafıklar, inkarcılarla işbirliği yaparak onlara haber taşımış, gizliden gizliye Peygamberimiz (sav)'in aleyhinde türlü faaliyetler yürütmüşlerdir. İnkarcılar ve müşrikler gibi onların da asıl hedefi Peygamberimiz (sav) olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e hased (çekememezlik) etmiş, kin ve öfke beslemişlerdir. Duydukları bu kine rağmen Peygamberimiz (sav)'in yakınına kadar girerek sohbetlerine katılmışlar, sinsice tavırlar sergilemişlerdir.



    Münafıklar gibi, Peygamberimiz (sav)'in tebliğini dinleyenler arasında iman etmeyenler de vardır. Bu kişiler de diğerleri gibi Allah'ın kutlu elçisine rahatsızlık vermek için birçok eylemde bulunmuşlardır. Allah bir ayetinde, haince bakışlarıyla Peygamberimiz (sav)'e eziyet vermek isteyen bu kişileri şöyle haber vermektedir:
    O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (Kalem Suresi, 51)

    İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 1)

    Buraya kadar anlatılanlarda görüldüğü gibi Peygamberimiz (sav) hem iman etmeyenlerin ölüm tehdidi altında, hem münafıkların arasında olmasına rağmen insanlara din ahlakını tebliğ etmiş, onların hidayetlerine vesile olmaya çalışmıştır. İman etmeyenlerin ileri gelenleri ise Allah'ın elçisini öldürmek için planlar kurmuş, tuzaklar hazırlamışlardır.
    Rabbimiz'in en önemli mucizelerinden biri, Peygamber Efendimiz (sav)'in aleyhine kurulan bunca tuzağa ve hileye rağmen, Sevgili Efendimiz (sav)'in hiçbir zarar görmeden mücadelesine devam etmesidir.


    Bir Kuran ayetinde Rabbimiz, Sevgili Peygamberimiz (sav)'e "kendisini insanlardan koruyacağını" vaat etmiştir:

    ... Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez. (Maide Suresi, 67)

    Rabbimiz'in bu vaadi pek çok mucizeyle tecelli etmiş, inkarcı önde gelenler, müşrik ve münafıklar, Peygamberimiz (sav)'e karşı haksız bir kin ve öfke içinde olanlardan tek bir kişi bile, mucizevi şekilde ona zarar verememişlerdir. Hazırladıkları komplolar, kurdukları tuzaklar her seferinde bozulmuştur. Üstelik pek çok sıcak savaşta müşrikler ve inkarcılar Peygamber Efendimiz (sav)'le karşı karşıya gelmelerine rağmen Rabbimiz her zaman kendisini korumuş ve Peygamberimiz (sav) tebliğ görevine sonuna kadar devam etmiştir. Ona eziyet vermeye çalışanlar bununla hiçbir zaman amaçlarına ulaşamamış, aksine kendileri zillete düşerken, her geçen gün Peygamberimiz (sav)'in beden gücü, sağlığı, neşesi, nuru ve güzelliği daha da artmıştır. Allah Peygamberimiz (sav)'i rahmetiyle korumuş, ona hem fiziksel hem de manevi anlamda büyük bir güç ve heybet vermiştir. Kuşkusuz bu Peygamberimiz (sav) üzerinde tecelli eden büyük bir mucizedir. Kurdukları hileli düzenler, inkarcıların ve münafıkların kendi aleyhlerine dönerken, Peygamberimiz (sav) Allah'ın rahmeti ve koruması altında hiçbir zarara uğramadan mücadelesini sürdürmüştür. Mucize niteliğindeki bu gerçek Kuran'da bildirildiği gibi, Peygamber Efendimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerde de yer almaktadır.
    İman etmeyenlerin Peygamberimiz (sav)'i öldürememeleri


    Peygamberimiz (sav)'in hakka ve doğruya olan daveti, haksızlık ve zulümden menfaat sağlayan, makam ve mevkilerini kaybetmekten korkan birtakım kimselerin, Efendimiz (sav) ve beraberindeki müminler aleyhinde çeşitli tuzaklar kurmalarına neden olmuştur. Çünkü Peygamberimiz (sav)'in anlattığı gerçekler onların sahip oldukları dünyevi menfaatlerin büyük çoğunluğunun bir anda değerini kaybetmesine neden oluyordu. Kibirli oldukları için de o zamana kadar taptıkları putlara bağlılıkta direniyorlar, inandıkları batıl değerlerden taviz vermek istemiyorlardı. Bunun yerine kendilerince Peygamberimiz (sav)'i ya dininden vazgeçirmek ya da öldürmek konusunda aralarında görüşüyorlardı. İman etmeyenlerin ve müşriklerin kurdukları bu planlar bir Kuran ayetinde şu şekilde haber verilmiştir:
    Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
    Ayet-i kerimede de buyrulduğu gibi, Rabbimiz düzen kurucuların en hayırlısıdır ve onların tüm tuzaklarından Sevgili Peygamber Efendimiz (sav)'i koruyup temize çıkarmıştır. Allah'ın "... onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır." (Al-i İmran Suresi, 120) ayetinin bir hükmü olarak mucizevi şekilde Peygamberimiz (sav)'e de hiçbir zarar verememişlerdir.


    Allah Peygamberimiz (sav)'e hiç kimsenin maddi ve manevi hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremeyeceğini diğer ayetlerinde ise şöyle vaat etmiştir:


    Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür. (Nisa Suresi, 113)

    Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 42)




    Hadislerde Peygamberimiz (sav)'e, Kuran ahlakını tebliğ etmekten vazgeçmesi için, müşriklerin çeşitli yollara başvurduğu haber verilmiştir. Bunlardan biri de makam, mal, servet tekliflerinde bulunarak cahilce dünyevi çıkarlarla Peygamberimiz (sav)'i mücadelesinden vazgeçirmeye çalışmalarıdır. Bir Kuran ayetinde ise şöyle bildirilmektedir:
    Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı. (Kalem Suresi, 9)

    Maddi ve manevi her türlü teklife rağmen Peygamber Efendimiz (sav) Allah'ın ayetlerini anlatma konusunda son derece kararlı bir tutum içinde olmuş, aldığı yoğun tehditleri hiçbir zaman dikkate almamıştır. İbn-i Ebi Şeybe, Müsned'inde Mekkeli müşriklerden Utbe bin Rebia'nın Peygamberimiz (sav)'e yaptığı çirkin tekliflerini şöyle aktarmaktadır:
    ...Neden babalarımızın sapmış olduğunu söylüyorsun? Eğer önderlik istiyorsan sancaklarımızı sana bağlayalım ve seni başkan yapalım. Eğer mal ve para istiyorsan sana ve senden sonraki nesline yetecek kadar para toplayalım."

    Peygamberimiz (sav) Allah'ın rızasını herşeyden üstün tutan, Allah'ın rahmetini ve cennetini asıl karşılık olarak gören, çok güçlü imana sahip bir Müslümandır. Hiçbir dünyevi teklif, makam, para onu asla etkilemez. Zaten Allah böyle kutlu bir elçisi için dünyada da engin bir mülk ve fetih nasip etmiştir, Allah'ın ahiret hayatında hazırladığı karşılık ise hiç şüphesiz daha büyük olacaktır. Peygamberimiz (sav)'i hak davasından vazgeçirmek için pek çok düzen kuran müşriklerin ileri gelenleri, bu amaçlarına ulaşamayınca Peygamber Efendimiz (sav)'in aleyhinde onu sürgün etmek, tutuklamak en sonunda da öldürmek üzere hain planlar kurmaya başladılar. Bu yüzden aralarında sürekli Peygamber Efendimiz (sav)'in durumunu görüşüyorlardı. İslami kaynaklarda bu tarihi gerçek şöyle aktarılmaktadır:

    İbni İshak'ın ifadesine göre; Kureyş kabilesi biraraya gelip Resulullah (sav) hakkında istişarede bulunup birbirine şöyle dediler: "Bu şahsın durumunun hangi raddeye geldiğini görüyorsunuz." Bunun üzerine müzakereye başladılar. İçlerinden biri: "Onu bir yere hapsedelim, kimse ile görüşmesine de meydan vermeyerek ölünceye kadar oradan çıkarmayalım! Kendisine ölmeyecek kadar yiyecek verelim!..."
    Fakat bu teklif itirazlara uğradı. Böyle bir hareket kargaşalık çıkarabilirdi. Onlardan birisi: "Onu hapsetmeyelim, Onu Mekke'den çıkaralım..." dediyse de bu da uygun görülmedi. Çünkü: "Muhammed (sav) Arapların herhangi bir aşiretine gider, o güzel sözleriyle onları kendine ilhak ettirir, onları arkasından sürükler ve bizden intikam alır..." denildi. Bunun üzerine Ebu Cehil şöyle dedi: "Muhammed (sav)'i öldürmekten başka çare yok."



    Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik. (Müminun Suresi, 32)

    Müşrikler ve iman etmeyenler bu hain planları uygulayabilecek hem maddi hem manevi imkanlara sahip olmalarına rağmen hiçbir zaman başarılı olamamışlardır. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav) Yüce Allah'ın koruması altında hareket eden mübarek bir şahıstır. Hadislerde Peygamberimiz (sav)'in, kendisini öldürmek için tüm kabilelerden genç, güçlü ve silahlı kişilerin ayarlandığı anlatılmaktadır. Bu kişilerin yanı sıra Peygamberimiz (sav)'i kılıçla öldürmeye gelen çok sayıda gönüllü de vardır. Hadislerde bu kişilerin hep birlikte, aynı anda Hz. Muhammed (sav)'e saldırarak onu öldürmelerinin planlandığı aktarılır. Buna rağmen Peygamberimiz (sav)'in öldürülememesi, Allah'ın, iman etmeyenlerin ve müşriklerin tuzaklarını her defasında boşa çıkarması Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı çok büyük mucizelerdendir.

    Çok cesur ve yiğit bir insan olan Peygamberimiz (sav) sıcak savaşlara da bizzat katılmış, düşmanlarıyla birebir karşı karşıya gelmiştir. Savaşlarda en ön saflarda yer almasına rağmen yine öldürülememiş, Allah'tan bir mucize olarak hiçbir zarara uğramadan geriye dönmüştür. İnkarcılar savaş dışında kimi zaman ellerine başka fırsatlar geçse de yine bu mübarek insanı öldürememişlerdir. Peygamberimiz (sav)'in görevini tamamlamadan, hem de çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalmasına rağmen ölmemesi elbette çok büyük bir mucizedir.


    Bu mucize ile ilgili olarak İbni Hanbel, Taberanî ve Ebu Nu'aym, Ca'de (ra)'dan şunu nakletmişlerdir:
    Peygamber (sav)'i gördüm; Bir adam yanına getirilip: "Bu adam seni öldürmek istedi" denildi. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Korkma! Korkma! İsteseydin bile, Allah seni bana musallat kılmazdı.
    ... Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.
    (Maide Suresi, 67)



    Allah'ın koruması altında olduğunu bilen ve O'na tevekkül eden Peygamberimiz (sav)'in savaş meydanlarındaki korkusuzluğu tüm müminlerin örnek aldığı bir özelliğidir. Peygamberimiz (sav) Allah'tan başka hiç kimseden korkmayan, çok cesur, sabırlı bir insandır ve çok üstün bir ahlaka sahiptir. Kendisi fedakarlığıyla da tüm inananlar için en güzel örnektir. Onun fedakarane ve cefakarane tavrının en güzel örneklerinden biri, savaşta müminleri uygun yerlere yerleştirmek için erkenden kalkması ve evinden çıkmasıdır:
    Hani sen, mü'minleri savaşmak için elverişli yerlere yerleştirmek için evinden erkenden ayrılmıştın. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 121)
    Peygamberimiz (sav) bizzat kendisi inkarcıların, müşrik ve münafıkların hedefi konumundayken ve hayati tehlike altındayken müminlerin güvenlik içinde olmalarına çok önem vermiştir. Müslümanları sürekli teşvik ederek, şevklerinin artmasına yine o vesile olmuştur.


    Tüm gücün sahibi olan Allah, Kuran'da, "...Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Fetih Suresi, 4) ayetiyle haber verdiği gibi yeryüzündeki tüm insanları da, orduları da kudreti altında tutandır. İman etmeyenler, Allah'ın sonsuz gücünü gereği gibi takdir edemedikleri için Peygamber Efendimiz (sav)'e ellerini uzatma cüretini göstermişlerdir. Bunun karşılığında Allah, iman etmeyenlerin Peygamberimiz (sav)'e kurdukları tuzakları bertaraf etmek için, Kuran'da, "Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır." (Al-i İmran Suresi, 54) ayetiyle haber verildiği gibi en kusursuz düzeni kurmuştur. İman etmeyenler kendilerinin de iyiliğine ve güzel ahlakına bizzat şahit oldukları Allah'ın elçisi Hz. Muhammed (sav)'e karşı gizlice planlar kurarlarken, Allah'ın onları işittiğinden ve gördüğünden habersiz bunu yapmışlardır. Böylece münafıklar ve ileri gelen inkarcılar asıl kendilerinin en büyük tuzağa düşeceklerini anlamamışlardır:
    Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır. (İbrahim Suresi, 46)

    Hadislerde, Peygamberimiz (sav)'in en büyük düşmanlarından biri olarak bilinen Ebu Cehil'in, Allah'ın elçisini öldürmek için sürekli fırsat kolladığı da rivayet edilmektedir. İmam Buhari, bu konuyla ilgili olarak İbni Abbas'tan şu bilgiyi nakletmiştir:
    Ebu Cehil: "Eğer Muhammed (sav)'i Kabe'de namaz kılarken görürsem boynunu ezeceğim!" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Eğer bunu yapsaydı, melekler gelip herkesin gözü önünde onu yakalayacaklardı."

    İbni İshak, Beyhaki ve Ebu Nuaym da İbni Abbas'tan şu bilgiyi nakletmişlerdir:
    "...Resulullah (sav) secdeye varınca Ebu Cehil büyük bir taş alıp ona doğru yöneldi. Taşı atmak üzere yaklaşınca, korkudan rengi atmış, eli taşa yapışmış bir halde geri döndü. Korkusundan elindeki taşı başka bir yere fırlattı. Kureyşliler bunu görünce şöyle dediler: "Neyin var, ne oldu, anlat bakalım!" Şu cevabı verdi: "Ona yaklaştığımda, kocaman bir deve gördüm. Hayatımda başı ve boynu o kadar büyük olan başka bir deve görmemiştim. Eğer taşı atmaya yeltenseydim, deve beni azı dişleriyle paramparça ederdi. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Onun gördüğü Cebrail (as)'dı. Bana yaklaşsaydı, Cebrail (as) onu tutup bir tarafa fırlatacaktı."
    Allah'ın inayeti (koruması) altındaki kutlu Peygamberimiz (sav), pek çok tuzakla karşı karşıya kalmasına rağmen her defasında Allah'ın vaadinin gerçekleştiğini görmüş, zor gibi görünen olayları Rabbimiz'in yarattığına ve O'nun her olayı en hayırlı şekilde sonuçlandıracağına iman etmiştir. Kendisi hiçbir zarara uğramadan tebliğine ve mücadelesine devam etmiş, her zaman Rabbimiz'e güvenip dayanmıştır. Peygamber Efendimiz (sav)'in derin tevekkülünün sonucunda Allah kendisini hep başarılı ve güçlü kılmıştır.
    Allah'ın Peygamberimiz (sav)'i korumak için mağarada hazırladığı mucizeler
    İslami ve tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Resulullah (sav), evini peygamberliğinin 14. yılının 27. Safer gecesi terk etti ve Hz. Ebubekir'in evine geldi. Daha sonra Hz. Ebubekir ile birlikte Mekke'yi terk ettiler. Peygamberimiz (sav) müşriklerin kendisini ilk anda arayacakları yerin kuzeye doğru devam eden asıl Medine yolu olacağını biliyordu. Bu sebeple tamamen ters yönde bir yol tercih etti. Bu yol, Mekke'nin güneyindeki Yemen yolu idi. Bu yolda yaklaşık 5 mil (6 km) yürüyerek Sevr Dağı diye bilinen dağa geldi. Burası, tırmanması zor, tehlikeli, yüksek bir dağdı. Peygamberimiz (sav) yanındaki arkadaşı Hz. Ebubekir ile birlikte burada bir mağaraya gizlendi. Rivayet edildiğine göre, bu mağara Sevr dağındaki "Athal" adıyla bilinen mağaradır.


    Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et...
    (Furkan Suresi, 5



    Bu arada Kureyşliler Peygamberimiz (sav)'i bulabilmek için bütün yolları kestiler ve silahlı adamlarla kontrol altına aldılar. Yayalar, süvariler ve iz sürücüler bölgeyi detaylı olarak taramaya başladılar. Dağlara, vadilere ve yokuşlara yayıldılar. Peygamberimiz (sav)'i arayan iz sürücüler mağaranın ağzına kadar geldiler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bu anda da Allah'a tam bir tevekkül içerisindeydi. Rabbimiz Kuran'da şöyle bildirmiştir:
    Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı… (Tevbe Suresi, 40)
    Peygamberimiz (sav) Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah'a gönülden teslim olmuştur ve kaderine tam bir tevekkül içindedir. Rabbimiz de, Peygamber Efendimiz (sav)'in güzel ahlakına ve tevekkülüne karşılık onu yardımıyla desteklemiş, onun bedenine sağlık, güç, kalbine de huzur ve güven duygusu vermiştir.

    Kimi insanlar böyle büyük bir zorluk ortamını, çok yüzeysel bir anlayışla ve o anın heyecanını hissetmeden değerlendirebilirler. Çünkü kendisi tehlikenin hedefi olmayan bir kişi bu ruh halini bilemez. Örneğin inkarcı düşmanları kendisini ararlarken bir mağarada hayati tehlike altında gizlenen Peygamberimiz (sav)'in dikkat ve teyakkuzu yaşanmadan bilinmez. Tüm iman edenlerin bu şartları çok detaylı olarak düşünmeleri, Peygamberimiz (sav)'in üstün fedakarlığını, sabrını ve dirayetini gereği gibi takdir edebilmeleri son derece önemlidir.

    Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et. O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da. Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
    (Şuara Suresi, 217-220)

    Fakat Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca pek çok olayda olduğu gibi bunda da Allah'ın dilemesiyle mucizevi şekilde kurtulmuştur. Rivayetlere göre müşrikler takip sonucunda ulaştıkları mağaranın girişinde örümceğin ağ ördüğünü ve güvercinlerin de yuva yapıp yumurta bıraktıklarını gördüklerinde içeride kimsenin bulunmadığını düşünerek geri dönmüşlerdir. Gerçekten de bu şartlar düşünüldüğünde, mağaranın girişindeki örümcek ağının bozulmamış olması, içeride kimsenin olmadığına bir alamet olarak görülebilir. Çünkü mağaradan içeri girilmiş olsa bu ağ bozulmuş olacak ve örümcek de ağ örmeye devam etmeyecektir. Öte yandan güvercinin orada bulunması için de aynı durum geçerlidir. Kuşkusuz bu durum herşeye hakim ve kadir olan Allah'ın bir mucizesidir. Örümceğe mağaranın girişine ağ ördüren, güvercini orada sakin bir şekilde yerleştiren Allah'tır. Peygamberimiz (sav)'e ve mağarada beraber bulunduğu arkadaşına hiçbir şey olmaması, Allah'ın kendisini görünmeyen ordularla desteklemesi, kalbine güvenlik ve huzur duygusunu indirmesi elbette büyük mucizelerdir.


    Tefsirlerde, Hz. Muhammed (sav)'in emrine verilen orduların melekler ordusu olduğu belirtilmiştir. Nitekim Tevbe Suresi'nin 40. ayetinin son bölümünde Allah "…O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." buyurarak bu gerçeği bizlere bildirir. Celaleyn tefsirinde, bu ayette bildirilen mucizevi olaylar şöyle tefsir edilmiştir:
    Eğer siz ona yani Hz. Peygamber (sav)'e yardım etmezseniz vaktiyle Allah ona yardım etti. Küfredenler onu Mekke'den çıkardıkları vakit, yani müşrikler Darunnedve'de toplanıp katlini yahut hapsini ya da sürgün edilmesini istediklerinde onu Mekke'den çıkmak zorunda bıraktıkları vakit ikinin ikincisi idi. Yani iki kişiden biri idi. Diğeri de Hz. Ebu Bekir idi. Burada ifade edilmek istenen mana şudur: Bu zor durumda Rasulü'ne yardım elini uzatan Allah, başka durumlarda da onu yardımsız bırakmaz. O vakit onlar Sevr dağında bulunan mağarada idiler. O vakit Peygamber (sav) müşriklerin ayaklarını görüp endişeye kapılan ve Hz. Peygamber (sav)'e: "Onlardan biri ayaklarının altından bakacak olsa, şüphesiz bizi görecek" diyen arkadaşına: Yani Hz. Ebu Bekir'e "Üzülme! Çünkü Allah yardımıyla bizimle beraberdir." diyordu. Nihayet Allah onun bir görüşe göre Hz. Peygamber (sav)'in bir görüşe göre de Hz. Ebu Bekir'in üzerine huzur ve sükunetini rahatlığını indirdi. Ve onu Yani Hz. Peygamber (sav)'i görmediğiniz askerlerle yani mağarada ve savaş meydanlarında bir takım melaike (melekler) ordularıyla kuvvetlendirdi. Böylece küfredenlerin kelimesini yani şirk davasını en alçak yani mağlub, Allah'ın kelimesini yani Kelime-i Şehadeti ise en yüksek yani üste çıkan ve galip yaptı. Allah mülkünde güçlüdür. Bütün işlerinde hikmet sahibidir.
    Rabbimiz Peygamberimiz (sav)'e çok sayıda mucizevi olayla yardım etmiş, kendisini meleklerle desteklemiş, kalbine huzur vermiş ve iman etmeyenlerin -o kadar çok sayıda, her taraftan kuşatmış olmalarına rağmen- ona zarar vermelerini engellemiştir. Esirgeyen, koruyan, gözeten Allah, yardım edenlerin en hayırlısı ve tüm gücün tek sahibidir.


    Peygamber Efendimiz (sav) de her işinde Allah'ın yardımıyla başarıya ulaşmıştır. Allah Peygamberimiz (sav)'e olan yardımını ayetlerde şöyle haber vermiştir:

    Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi. (Enfal Suresi, 62)

    …Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 4)


    …Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır. (Hac Suresi, 40)


    Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin. (Fetih Suresi, 3)


    Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)



    Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.
    (Ahzap Suresi, 2-3)



    Peygamberimiz (sav)'in üstünlüğünü gereği gibi anlamayan inkarcılar, aslında, herşeyin tek hakimi Allah'ı gereği gibi takdir edememektedirler. Allah'ın inayeti altındaki Peygamber Efendimiz (sav)'i mağlup edebileceklerini düşünmeleri elbette onlar için büyük gaflettir. Çünkü onlar, sonu baştan belli, onların yenilgisiyle neticelenecek bir mücadelenin içine girmişlerdir. Allah bir ayette şöyle buyurur:
    Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)


    Allah bir başka ayette ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin zarar veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in, meleklerin ve salih müminlerin onun dostu, yardımcısı, destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:
    Eğer sizler Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 4)
    Rabbimiz'in Peygamberimiz (sav)'i meleklerle koruyup desteklemesi
    Kuran ahlakı Müslümanların savaştan ve her türlü çatışmadan kaçınmalarını, anlaşmazlıkları görüşme ve müzakerelerle gidermelerini, uzlaşmacı olmalarını gerektirir. Savaş, Kuran'a göre sadece zorunlu olduğunda başvurulacak ve mutlaka belirli insani ve ahlaki sınırlar içinde yürütülecek bir "istenmeyen zorunluluk"tur. Müminler yaşanan sorunlarda hep barışı ve uzlaşmayı tercih etmekle, ancak karşı taraftan bir saldırı gelmesi durumunda kendilerini savunmak amaçlı savaşmakla yükümlüdürler.


    Bir ayette, yeryüzünde savaşları çıkaranların bozguncular olduğu, Allah'ın ise bozguncuları sevmediği şöyle açıklanır:
    ... Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)

    Sir Edward Landseer'in, "Arap Çadırı" isimli, 1866 tarihli tablosu.

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in hayatına baktığımızda da, savaşın ancak zorunlu hallerde ve savunma amaçlı olarak başvurulan bir yöntem olduğunu görebiliriz.

    Kuran'ın Peygamberimiz (sav)'e vahyi tam 23 yıl sürdü. Bunun ilk 13 yılında Müslümanlar Mekke'deki putperest düzenin içinde azınlık olarak yaşadılar ve çok büyük baskılarla karşılaştılar. Pek çok Müslümana fiziksel işkenceler yapıldı, bazıları öldürüldü, çoğunun evi ve malları yağmalandı, sürekli hakaret ve tehditlerle karşılaştılar. Buna rağmen Müslümanlar şiddete başvurmadan yaşamaya devam ettiler ve putperestleri hep barışa çağırdılar. Sonunda putperestlerin baskıları dayanılmaz bir noktaya vardığında, Müslümanlar daha özgür ve dostane bir ortamın bulunduğu Yesrib (sonradan Medine) şehrine hicret ederek burada kendi yönetimlerini kurdular.

    Ancak savaşın zorunlu olduğu hallerde de, Rabbimiz Peygamberimiz (sav)'i çeşitli mucizeleriyle destekledi. Bu mucizelerden biri Rabbimiz'in, meleklerini Peygamberimiz (sav)'in ve salih müminlerin yardımına göndermesidir.


    Bir Kuran ayetinde, Müslümanlar güçsüz durumda görünmelerine rağmen, Rabbimiz'in onlara nasıl zafer ve başarı nasip ettiği, bunun müminlerin şükretmesi gereken bir nimet olduğu şu şekilde haber verilir:
    Andolsun, siz güçsüz iken Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu halde Allah'tan sakının, O'na şükredebilesiniz. (Al-i İmran Suresi, 123)


    Salih Müslümanlar sayıca müşriklerden çok az olmalarına rağmen çok büyük bir cesaret ve kararlılıkla Peygamberimiz (sav)'in arkasında savaşa girmişler ve Allah'ın desteğiyle mucizevi şekilde büyük zaferler kazanmışlardır. Kuran ayetlerinde Allah'ın meleklerle müminleri desteklediği ve Peygamber Efendimiz (sav)'in savaşta müminleri meleklerin yardımıyla müjdelediği şöyle haber verilir:
    Sen mü'minlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun.
    Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.
    Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın Katındandır.
    (Ki bununla) İnkar edenlerin önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da 'umutları suya düşmüşler olarak onları' tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler.' (Al-i İmran Suresi, 124-127)


    Allah, ayetlerde de buyurduğu gibi, meleklerin yardımını, inananlara bir müjde ve kalplere tatmin vesilesi olarak göndermiştir. Yoksa kuşkusuz Allah hiçbir sebebe ihtiyacı olmayandır. Dilediği takdirde iman etmeyenleri üzerlerine gönderdiği tek bir azap ile bozguna uğratır. Dilerse onları ve ordularını saniyeler, dakikalar içinde yerin dibine geçirir. Nitekim Kuran'da pek çok inkarcı kavmin hiç ummadıkları bir anda, ya tek bir ses, ya bir kasırga, ya da başka bir felaketle aniden helak oldukları, ya da altı üstüne gelecek şekilde yerin altına gömüldükleri bildirilmiştir. Allah elbette tüm bunlara güç yetirendir. Rabbimiz'in böyle şanlı ve mucizevi zaferler vermesi ise, Peygamberimiz (sav) ve beraberindeki müminler için büyük bir müjde olmuştur. Savaşta olan mucizeler ve Müslümanların cesareti pek çok tefsir alimi tarafından da anlatılmıştır. Büyük alim Ömer Nasuhi Bilmen, Müslümanların savaşları sırasında meydana gelen mucizeleri ve salih müminlerin cesaretini şöyle aktarmaktadır:
    İslam ordusu Kureyş müşrikleri ile savaşı göze alarak Bedir kariyesine (zorlu alan) doğru yürüdü. Resulü Ekrem Efendimiz vuku bulacak savaşta düşmanlardan öldürülecek şahısların maktellerini (öldürüldükleri yerler) eshabına (yakınlarına) gösterdi, bilahara (sonra) da öyle vuku buldu (sonuçlandı), bu bir mucize idi. Nihayet Kureyş ordusu da gelip Bedir suyunu zaptetmiş bulundu. Fakat ertesi gün yağmur yağdı, Eshab-ı Kiram (sahabeler) bol bol suya kavuştular, bu yüzden olan sıkıntıları giderildi. Sonra meydan-ı harbe atıldılar, düşman kuvvetleri Müslümanların kuvvetlerinin üç mislinden ziyade (fazla) idi, yine de korkuyorlardı, savaş başladı. Müslümanlar, cihadın, şehadetin manevi kıymetini takdir ettikleri için biperva (korkusuz), kemali neş'e (tam bir neşe) ile cihada atılmışlardı. Bu esnada Hazreti Ömer'in azatlısı (hür bırakılmış) olan "Mehca" şehit düştü. Resuli Ekrem Efendimiz "Mehca seyyidüşşüheda"dır (şehitlerin efendisi) diye buyurdu.56
    Resulü Ekrem Efendimiz, "Yarab! Bana vaat buyurduğun nusreti (zaferi) ihsan et" diye dua etmiş ve hafifçe bir uykuya dalmış ve hemen tebessüm ederek uyanmış, yanı başında bulunan Hazreti Ebu Bekir'e hitaben: Müjde ya Ebu Bekir! İşte Cibrili Emin ile sair melaike'i kiram (meleklerin büyük çoğunluğu) imdada geldiler, diye buyurmuştu. Sonra da zırhını giymiş ve çadırından dışarı çıkmıştı. Zaten adetleri fazla olan düşman ordusuna bazı Ürbanın da katılacağı şayi (duyulmuş) olmakla bundan bazı İslam mücahitleri endişeye düştüler. Bunun üzerine taraf-ı İlahi'den (Yüce Allah'ın Katından) melekler vasıtasıyla ehl-i İslam'a (Müslümanlara) yardım olunacağı tebşir edildi (müjdelendi). Rivayete nazaran (göre) o esnada gayet şiddetli bir rüzgar çıkıp göz gözü görmez olmuştu. Bu hal ise Hazreti Cibril ile sair (pek çoğu) meleklerin meydanı harbe gelmelerine bir nişane (işaret) imiş. O melekler ablak (beyaz) atlara binmiş, beyaz ve sarı insanlar suretinde görünmüşler ve Bedir harbine bilfiil iştirak (fiilen katılmışlardır) etmişlerdir.
    Bu Bedir gazvesinde (seferinde) Müslümanlara evvela bin, sonra iki bin, daha sonra da iki bin melek imdada gelmişlerdir ki, mecmuu (toplamı), ayeti kerimede görüldüğü vechile (kadarıyla) beş bindir.


    Allah'ın melekleri, Peygamberimiz (sav)'in ve beraberindeki inananların yardımına vermesi başka ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
    Siz Rabbiniz'den yardım taleb ediyordunuz, O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti.
    Allah, bunu, yalnızca bir müjde ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın Katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Hani Kendisi'nden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu. (Enfal Suresi, 9-11)


    İmam Sabuni'nin tefsirinde ise meleklerin yardımı şöyle tarif edilir:
    Allah, "peşpeşe gelen bin melekle size yardım edeceğim" diyerek duasını kabul ettiğini bildirdi. Tefsirciler şöyle der: Hadiste bildirildiğine göre Cebrail beşyüz melek indirdi ve onlarla ordunun sağ kanadında savaştı. Mikail de beşyüz melek indirdi. Onlar da ordunun sol kanadında savaştı. Meleklerin, Bedir dışında herhangi savaşta savaştığı tesbit olunmamıştır. Diğer savaşlarda melekler, Müslümanların sayısını çok göstermek için inerlerdi, savaşmazlardı.
    Allah'ın meleklerle size yardım etmesi, sadece size zaferi müjdelemek içindir. Bir de bu zaferle ruhlarınız sükunet bulsun diye yardım etti. Gerçekte zafer ancak, Yüce Allah'ın Katındandır. O'nun yardımına güvenin. Kendi kuvvetinize ve silahınıza güvenmeyin. Şüphesiz Allah galiptir, mağlup edilemez; hikmeti neyi gerektiriyorsa onu yapar.
    Hatırlayın ki, Allah Kendi Katından bir güven olarak sizin uykunuzu getiriyordu. Bu, Rasulullah (sav)'in bir mucizesidir. Çünkü korku anında herkesi bir uyku basmıştı. Hz. Ali şöyle der: Bedir günü bizde Mikdat'tan başka at yoktu. Rasulullah (sav)'dan başka hepimizi uyur gördüm. İbn Kesir şöyle der: Mü'minlerin kalplerinin Allah'ın yardımı ile yatışıp emniyet içinde olmaları için, savaşın en şiddetli anında uyur gibi olmuşlardı. Üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu. Bu da, Allah'ın saydığı başka bir nimettir. Olay şudur: Bedir savaşında Müslümanlar susuz kaldılar. Bunun üzerine Allah onların üzerine öyle bir yağmur yağdırdı ki, vadilerden su aktı.


    Allah'ın Peygamberimiz (sav)'in yanında mücadelelere katılan müminlerin kalplerini uzlaştırması da ayrı bir mucizedir. Farklı farklı kavimlerden, şehirlerden, topluluklardan, hatta birbirine düşman kabilelerden insanların aynı amaç uğruna, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için birarada hareket etmeleri Allah'ın dilemesiyle gerçekleşmiştir. Allah, pek çok ayette Peygamberimiz (sav)'i yardımıyla ve samimi müminlerin desteğiyle müjdelemiştir:
    Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.
    Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter. (Enfal Suresi, 62-64)

    Siz Rabbiniz'den yardım taleb ediyordunuz, O da: "Şüphesiz Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti.
    (Enfal Suresi, 9)

    Allah'ın yardım ettiği Peygamberimiz (sav) ve müminler, ne kadar zayıf durumda olsalar da başarılı olmuşlar, sayıca fazla olan iman etmeyenlerin orduları karşısında galip gelmişlerdir. Mekkeli müşrikler, sahip oldukları teknik imkanlara ve kalabalık insan sayısına rağmen, görünüşte kesin galip gelmeleri gerekirken Allah'tan bir mucize olarak bozguna uğramışlardır.


    Allah müminlere savaşlarda bir mucize daha yaşatmış, sabreden bir kişinin on kişiyi mağlup edeceğini müjdelemiştir:
    Ey Peygamber, mü'minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
    Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 65-66)


    Allah bir başka ayette de Peygamberimiz (sav)'e ve müminlere yardım olarak görünmeyen ordularını indirdiğini ve onlarla inkarcı müşrikleri azablandırdığını haber vermektedir.
    (Bundan) Sonra Allah, elçisi ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur' indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkar edenleri azablandırdı. Bu, inkarcıların cezasıdır. (Tevbe Suresi, 26)
    Allah Peygamber Efendimiz (sav)'e ve müminlere mucizelerle yardım ederken, inananlara yaptıkları zulüm ve eziyetlerden dolayı müşriklere de görülmemiş bir karşılık vermiştir. Müşrikler hiç ummadıkları şekilde Müslümanlara mağlup olmuşlardır.


    İbn Kesir'in tefsirinde savaş zamanında yaşananlar şöyle rivayet edilir:
    Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (sav): "Korku ile yardım olundum ve bana cevami'ul-Kerim (kerim olan şeylerin toplamı) verildi" buyurmuştur. Bu sebepledir ki Allah Teala: "Bilahere Allah; Rasulü ile müminlerin üzerine sükuneti indirmişti. Görmediğiniz orduları da indirmişti. Ve kafirleri azaba uğratmıştı. Kafirlerin cezası buydu." buyurmuştur.


    Diğer bir tefsirde, iman edenler sabrettikleri takdirde, iman etmeyenlerin hile ve tuzaklarının boşa çıkacağı ise şöyle açıklanmıştır:
    Yüce Allah bizim dışımızdakilerin sırdaş edinilmesini yasakladıktan ve bunun sebeplerini beyan ettikten sonra, biz mümin kullarına, muttaki olup sabretmemiz halinde kafirlerin hile ve tuzaklarını boşa çıkaracağını vaat ediyor ve; birisi Uhud gününde öteki de Bedir gününde olmak üzere mümin kullarını veli edindiği iki durumu bizlere misal gösteriyor. Bu iki günde Yüce Allah müminlerin sabırları ve takvaları sebebiyle düşmanlarının tuzaklarını, hilelerini boşa çıkarmıştır. Yüce Allah'ın müminleri veli edindiğine, düşmanlarının da hile ve tuzaklarını -sabredip takva sahibi olmaları halinde- boşa çıkardığına iki örnek olarak bu iki olayın verilmiş olduğunun delili, bundan önceki ayet-i kerimede sabır ve takvanın zikredilmiş olmasıdır: "Sabreder ve sakınırsanız onların hilesi size hiçbir zarar veremez."
    İnkar edenlerin az görünen orduları


    Allah'tan bir mucize olarak, savaşlarda galip gelenler sayıca üstün olanlar değil, müminler olmuştur. Peygamberimiz (sav) beraberindeki müminlerle, Allah'ın verdiği akıl, feraset, basiret, güzel ahlak gibi nimetlerle daima inkar içindeki insanlara karşı başarı elde etmiştir. Ayrıca Allah, kimi zaman müminleri, iman etmeyenlerin gözünde sayıca ve kuvvetçe çok gösterdiğini ve bunun inkarcılarda yılgınlığa ve korkuya neden olduğunu da bildirmiştir. Allah bir ayette Peygamberimiz (sav) döneminde gerçekleşen bu mucizeyi şöyle bildirir:
    Karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk, Allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır. (Al-i İmran Suresi, 13)


    Celaleyn tefisirinde, Al-i İmran Suresi'ndeki bu ayet şu şekilde açıklanmaktadır:
    Şüphe yok ki sizin için savaş için Bedir'de karşılaşan iki fırkada bir ayet, ibret vardır. Bir fırka Allah yolunda, O'na itaatte savaşıyordu. Onlar Hz. Peygamber (sav) ve arkadaşları olup 313 kişiydiler ve onlarla beraber iki at, altı zırh, sekiz kılıç vardı. Ve çoğu da yaya idiler. Diğeri kafir idi. Onları, kafirleri kendilerinin yani (Müslümanlar) kendilerinin iki misli olarak kendilerinden daha çok olarak -ki kafirler 1000 kişi kadar idiler- göz görmesiyle, yani zahiri (dış) olan bir görmekle görüyorlardı. Ve Allah da Müslümanlara, az olmalarıyla beraber yardım etti. Allahu Teala ise, ona yardım etmeyi dilediği kimseyi yardımıyla te'yid eder, takviye eder. Şüphe yok ki bu zikir edilen şeyde basiret sahipleri için bir ibret vardır. Artık bununla ibret almayacak ve iman etmeyecek misiniz?


    İbn Kesir tefsirinde ise aynı ayet şöyle açıklanmıştır:
    "Onlar, öbürlerinin kendilerinin iki katı olduklarını gözleriyle görüyorlardı." ayeti hakkında bazı alimler -İbn Cerir'in anlattığına göre- diyorlar ki: Müşrikler Bedr günü Müslümanların sayıca kendilerinin iki katı olduğunu görüyordu ki Cenab-ı Hak -onlara göre- bunu, Müslümanların müşriklere galib gelmelerinin sebebi kılmıştır. Şüphe yok ki burada bir tek yönden işkil (şüphe) vardır. Şöyle ki: Müşrikler o gün harbden önce Müslümanların sayısını tahmin için Ömer İbn Sa'd'ı göndermişler o da dönüp yaklaşık olarak 300 kişi olduklarını bildirmişti. Ki gerçekten Müslümanlar 310 şu kadar kişiydiler. Ama muharabe başlayınca Allah Müslümanlara meleklerden 1000'ini yardımcı göndermiştir.
    Kuran'ın pek çok ayetinde Allah'ın, korkup sakınan kullarına en zor ve sıkıntılı gibi görünen zamanlarda yardımını ulaştırdığı, hiçbir çözümün gözükmediği durumlarda bile muhakkak bir çıkış yolu göstereceği müjdelenmektedir:


    …Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;
    Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir... (Talak Suresi, 2-3)


    Allah Kuran'da iman etmeyenlerin, müminleri, müminlerin de iman etmeyenleri kimi zaman gözlerinde sayıca olduğundan az gördüklerini bildirmiştir. Bu da Kuran'da Allah'ın müminlere yardımı ve mucizelerinden biri olarak bildirilmektedir. Allah'tan bir mucize olarak savaş sırasında iki ordunun birbirlerini az görmesinde pek çok hikmet vardır. Müslümanların kendilerinden sayıca çok olan müşrik ordusunu az sayıda görmeleri onlara büyük bir güç ve moral kaynağı olmuştur. İman etmeyenlerin ise zaten kendilerinden daha az sayıda olan Müslüman ordusunu daha da az görmeleri onları rehavete sürükleyerek, nasıl olsa galip geleceklerini düşündürtmüş olabilir. Hiç şüphesiz bu, Allah'ın açık bir mucizesidir. Sebepler çerçevesinde, hiçbir ordunun sayısı olduğundan daha az görünmez. Bir ordu yüz bin askerden oluşuyorsa, bu her yerden aynı gözükür. Kalabalık olan bir ordu, yukarıdan da, aşağıdan da, karşıdan da bakılsa kalabalık gözükecektir. Dolayısıyla ordu sayısının az görünmesi olağanüstü bir durumdur. Bu olayda yaşanan mucize Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e ve Müslümanlara yardımının tecellilerinden biridir. Allah Enfal Suresi'ndeki ayetlerde Peygamberimiz (sav)'e ve müminlere yaptığı yardımı şöyle haber vermektedir:
    Hani Allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak Allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. Çünkü O, elbette sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
    Karşı karşıya geldiğinizde, Allah, 'olacağı olan işi gerçekleştirmek' için, onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Ve (bütün) işler Allah'a döndürülür. (Enfal Suresi, 43-44)


    Sabuni'nin tefsirinde, Rabbimiz'in müminlere bu yardımı şöyle açıklanmaktadır:
    Ey müminler topluluğu! Savaşta karşılaştığınız zamanı hatırlayın. O zaman, onlara karşı cesaretiniz artsın diye Allah, düşmanlarınızı gözünüzde az gösterdi. Sizi de onların gözüne az gösterdi ki, savaşa sizin için bir hazırlık yapmasınlar. Bu görme, uykuda değil uyanıklık halinde idi. İbn Mesud şöyle der: Bedir savaşında düşman bizim gözümüze o kadar az gösterildi ki, ben bir adama: "Ne dersin, onlar yüz kadar mı?" diye sordum. Bu, savaş başlamadan önceydi. Savaş başlayınca, Allah müminleri, kafirlerin gözüne çok gösterdi. Kafirler şaşırıp kaldılar ve korkuya kapıldılar. Güçleri kırıldı ve hesap etmedikleri şeyleri gördüler. Bu, Allah'ın bu savaştaki büyük mucizelerindendir. Allah bunu böyle yaptı. Kafirlere karşı müminlere cesaret verdi. Müminlere karşı da kafirlere cesaret verdi ki, savaş yapılsın ve Allah Kendi ordusuna yardım etsin, batılı ve ordusunu hezimete uğratsın, üstün olan Allah'ın kelimesi, alçak olan da kafirlerin kelimesi olsun. Bütün işler Allah'a döner. Allah, dilediği gibi o işlerde tasarrufta bulunur. Onun verdiği hükmü bozacak kimse yoktur. O hikmet sahibi ve Yücedir.

    Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter. (Enfal Suresi, 64)



    İbn Kesir ise, Enfal Suresi'ndeki ayeti şöyle tefsir etmektedir:
    ... Allah Teala, her iki grubu birbirlerine karşı tahrik buyurmuş, hırsı artsın diye birini diğeri gözünde az göstermiştir. Bu karşı karşıya gelmeleri anında olmuştur. Harb kızışıp Allah Teala inananları peşpeşe gelen bin melekle destekleyince, kafirler güruhu (topluluğu) iman edenler grubunu kendilerinin iki misli görür olarak kalakaldı. Nitekim Allah Teala, bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Karşılaşan iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır. Biri Allah yolunda döğüşüyordu. Diğeri ise kafirdi. Onlar, öbürlerinin kendilerinin iki katı olduklarını gözleriyle görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Görebilenler için bunda ibret vardır." (Al-i İmran, 13)
    Peygamberimiz (sav) döneminde, Müslümanların yaşadığı mucizelerden biri de, kendilerine karşı insanlar toplandığı halde bundan korkmamaları ve çekinmemeleridir. Ayette, inkarcıların zarar vermek amacıyla güç sahibi pek çok insanı toplayarak, azınlık olan Müslümanları baskı altına almaya çalıştıklarına işaret edilmektedir. Böyle zor durumda müminler gönülden Allah'a yönelmiş, O'na tevekkül etmişlerdir. Böylece Allah'ın koruması ve desteği sayesinde kendilerine hiçbir zarar dokunmadan büyük nimetlerle geri dönmüşler, bolluk ve berekete kavuşmuşlardır.


    Allah Kuran'da inananların içinde bulunduğu bu mucizevi durumu şöyle bildirmektedir:
    Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.
    Bundan dolayı, kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 173-174)
    Allah'a tam olarak güvenen ve her zaman O'na teslim olan Peygamberimiz (sav) ve beraberindeki müminler her zaman Kuran ahlakına uygun yaşamışlar, yaptıkları her işte Allah'ın hoşnutluğunu hedeflemişlerdir. Bunun karşılığında da Allah'tan güvenlik ve huzur duygusuna kavuşmuşlar, en zor şartlarda bile büyük zenginlik ve ganimetler elde etmişler ve güzel bir hayat yaşamışlardır.

  6. #6
    Administrator Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    13.122
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    aybı yalnızca üstün güç sahibi olan Allah bilir. Geçmiş ve gelecek olan her olayın bilgisi tüm ayrıntısıyla Allah Katındadır. Bu gerçek Kuran'da şöyle haber verilir:
    Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)



    ... Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin...
    (Al-iİmran Suresi, 179)

    Zamanı yaratan ve insanlara bu kavramı öğreten Allah'tır. Allah'ın Yüce Zatı zamandan münezzehtir. Dünya üzerindeki canlı veya cansız varlıklara ait tüm bilgiler geçmişleri ve gelecekleri ile Rabbimiz'in Katında saklı tutulmaktadır. Evrende ve diğer tüm alemlerde meydana gelen her olay Allah'ın bilgisi dahilinde ve kontrolü altındadır. O gizlinin gizlisini bilir. Peygamberimiz (sav) de gayba ancak Rabbimiz'in dilediği kadar vakıf (sahip) olabilmiş, elbette bu onun mucizelerinden biri olmuştur. Allah Kuran'da, elçilerinden seçtiklerine Kendi Katında saklı olan gayb bilgisinden verdiğini şöyle bildirmektedir:
    O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer. (Cin Suresi, 26-27)

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de Allah'ın kendisine gayb bilgisi verdiği, Rabbimiz Katında çok seçkin bir elçidir. Kuran'da bildirildiği gibi, bu kişilerden biri Hz. Yusuf'tur. Hz. Yusuf, zindanda iken, Allah'ın varlığının delillerini anlattığı iki arkadaşına şöyle demiştir:
    Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim." (Yusuf Suresi, 37)

    Bu, Allah'ın Hz. Yusuf'a verdiği bir ilim ve mucizedir. Allah, Hz. Yusuf'a rüyaları yorumlama ilmini de vermiştir. Hz. Yusuf -Allah'ın dilemesi ile- gelecekte olacak bazı olayları görebilmektedir. Hz. Yusuf'a verilen ilmin bir benzeri başka peygamberlere de verilmiştir. Kuran'da Hz. İsa'nın da Rabbimiz'in izniyle bu ilme sahip olduğu haber verilmiştir. Ayette şu şekilde buyrulur:
    İsrailoğulları'na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları'na şöyle diyecek "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır." (Al-i İmran Suresi, 49)



    Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz...
    (Al-i İmran Suresi, 44)


    Ayette de buyrulduğu gibi Hz. İsa da, insanların neler yediklerini ya da neler saklayıp biriktirdiklerini bilecek bir ilimle nimetlendirilmiştir. Hz. İsa'nın kendisinden sonra gelecek ismi "Ahmet" olan bir elçiyi müjdelediği de Kuran'da haber verilmektedir. (Saff Suresi, 6) Rabbimiz Peygamber Efendimiz (sav)'e de gayba dair pek çok haber vermiştir. Peygamberimiz (sav) hem geçmişte meydana gelen ve kimsenin bilmediği olayları, hem de gelecekte gerçekleşecek olan birçok olayı Allah'ın bildirmesiyle öğrenmiştir. Bir ayette Allah bu gerçeği şöyle haber verir:
    Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin. (Yusuf Suresi, 102)

    Peygamberimiz (sav) gaybi bilgiye kendisinden kaynaklanan bir özellik olarak sahip olmamıştır. Ancak Allah'ın dilediği kadarıyla gaybdan kendisine verdiği haberleri çevresindekilere tebliğ etmiştir. Herşeyi bilen Allah'ın elçisine verdiği bilgilerse geçmişte gerçekleşmiş ya da ileride kesin olarak gerçekleşecek olaylara işaret etmektedir. Bu da Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği bu bilgilerin her birinin mucize niteliğinde olduğunu göstermektedir. Ancak Allah'ın bildirmesiyle bilinebilecek haberleri Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca çok defa insanlara haber vermiştir. Hem geçmişle, hem içinde bulunduğu zamanla, hem de gelecekle ilgili bilgilere vakıf olması, Rabbimiz'den gayba dair bilgiler alması da peygamberliğinin delillerindendir. Allah'ın kendisine verdiği pek çok ilimle birlikte Peygamberimiz (sav)'in gösterdiği tevazu ve teslimiyet ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
    De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim." (Araf Suresi, 18

    Allah'ın kutlu peygamberi Hz. Muhammed (sav) hem Kuran ayetleriyle hem de özel olarak kendisine gelen vahiy sonucu, geçmişle, yaşadığı zamanla ve gelecekle ilgili bilgiler almıştır. Allah'ın dilemesiyle, birçok konuda kimsenin bilemeyeceği gayb bilgisine sahip olmuştur. Bu ilim vesilesiyle zorluk zamanlarında Müslümanları fetihle müjdelemiş, daha pek çok müjde vererek onların şevklerini artırmıştır. Peygamberimiz (sav)'in Müslümanlara önceden müjdesini verdiği bu olaylar birer mucize olarak ardı ardına gerçekleşmiştir.



    De ki: "Ben, sizin Allah'tan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum."
    (Enam Suresi, 56)

    De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiğiniz (azap) yanımda değildir. Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır." (Enam Suresi, 57)

    Peygamberimiz (sav)'in 1400 yıl önce haber verdiği ve içinde bulunduğumuz dönem içinde gerçekleşmiş bulunan pek çok olay da vardır. Kütüb-ü Sitte muhaddisleri Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace ve daha pek çok muhaddis Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerdeki gayb haberlerinin doğruluğu hakkında ittifak halindedirler. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği gaybi bilgilerin tümü gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye de devam etmekte, insanlar bu mucizelere şahit olmaktadırlar.

    Peygamberimiz (sav)'in Mucizesi: Gayb Bilgisi
    İman etmeyenler, Peygamberimiz (sav)'in kendisine vahyedilen Kuran'ı insanlara tebliğ etmeye başlamasından itibaren bu mübarek insanı doğru söylememekle itham etmişlerdir. Kendilerine getirdiği her bilgiye kuşkuyla yaklaşmış, ona inanmak istememişlerdir. Oysa Peygamberimiz (sav) dürüstlüğü ve güvenilirliği sadece yüzüne ve hayat şekline bakıldığında bile kolayca anlaşılan bir insandır. Hayatı boyunca herkesin ittifakla "El-emin" (güvenilir) diye nitelendirdiği ve bu hitapla çağırdığı bir insan olmasına rağmen onun çağırdığı hak yola uymamak için yalanlarına devam etmişlerdir.

    Peygamberimiz (sav)'e birbirinden zalimce pek çok iftira atan inkarcılar, bir insanın hayatı boyunca her an doğru söylememesinin imkansız olduğunu gözardı etmişlerdir. Bir insanın ömrünün sonuna kadar kesintisiz olarak doğru söylememesi ve buna uygun yaşaması imkansızdır. Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav) gece gündüz ibadet halinde olan, çok büyük fedakarlıklar yapmış, çok sabırlı, üstün ahlaklı, alemlere rahmet olan bir insandır. Çevresindeki herkesten daha az uyuyan, büyük bir cesaretle her savaşa çıkan, en ön saflarda çarpışan Peygamberimiz (sav) ölüm tehdidi altındayken de insanlara hak olan gerçekleri anlatmaya devam etmiştir.
    Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşayan ve müminlere örnek olan her zaman Peygamberimiz (sav) olmuştur. Mübarek Peygamberimiz (sav) insanlara infakı (sadaka) anlatmış, kendisi herşeyini infak etmiştir; canını ve malını, Allah rızasını kazanmak için ortaya koymuştur. Sabrı, fedakarlığı, gerçek sevgi ve dostluğu anlatmış, bu güzel ahlak özelliklerini olabilecek en ideal şekliyle yaşamıştır. Yine insanlara merhametli olmayı, affediciliği tavsiye etmiş, hayatı boyunca bunların da en kararlı uygulayıcısı ve savunucusu olmuştur. iman etmeyenlerin böyle kutlu bir peygambere iftira ederken şunları düşünmesi gerekirdi:
    Bir yalanı ömür boyu hiç açık vermeden devam ettirmek insan fıtratının (doğasının) gücünün yeteceği birşey değildir. Birbiriyle uyum içinde binlerce ayetle çelişmeyecek şekilde yaşamak ve bütün ömrü boyunca bu ayetlere bağlı olarak yalan söylemek de bir insan için asla mümkün değildir. Ayrıca yalan söyleyen bir insan niçin bunları istikrarla hayatının sonuna kadar yapsın? İnsanların ahiretlerine, hidayetlerine vesile olabilmek için kendi hayatını niçin tehlikeye atsın? Ayrıca yalan söyleyen bir kişinin, söylediği herşeyin böylesine büyük bir hikmet taşıması mümkün müdür? Yine her söylediğinin edebi yönden de mükemmel olup, sayısal bazı şifreler taşıması ve 23 yıl boyunca söylediklerinin tamamının birbiri ile edebi, matematiksel, bilimsel uyum içinde olması, her birinin hikmetli olup, insanın vicdanen cevabını aradığı her soruya cevap vermesi, sosyal hayata dair tüm hükümleri içermesi ve eksiksiz olması mümkün müdür? Nitekim sözünde doğru olmayan birinin bir gün mutlaka birbirini tutmayan çelişkili ifadeler vermesi kaçınılmazdır. Oysa Peygamberimiz (sav)'in her söylediği doğru çıkmış, bunlara Müslümanlardan ve inkarcılardan pek çok insan şahit olmuştur.

    Kuşkusuz tüm peygamberlere verilen mucizelerin her biri çok önemlidir. Fakat Peygamberimiz (sav)'in bazı mucizelerine büyük kitlelerin şahit olması, bu yönüyle onu diğer peygamberlerden farklı kılmaktadır. Örneğin Hz. İsa ölen bir insanı dirilttiğinde veya bir hastayı iyileştirdiğinde sadece orada bulunanlar bu mucizelere şahit olmuş olabilirler. Veya Hz. Musa'nın mucizelerine de sadece Firavun, kavmi ve İsrailoğulları şahit olmuş olabilir. (En doğrusunu Allah bilir) Peygamberimiz (sav) savaş olacağını, ardından fetih gerçekleşeceğini söylediğinde ise, buna ve sonrasında söz konusu savaşa şahit olan o kavmin tamamıdır. Bu mucizelere on binlerce, hatta yüz binlerce insan şahit olmaktadır.

    Bizans'ın galibiyeti

    Kuran'da gelecek hakkında verilen haberlerden biri Rum Suresi'nin hemen başındaki ayetlerde yer alır. Bu ayetlerde Bizans İmparatorluğu'nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa bir zaman sonra tekrar galip geleceği şöyle bildirilmiştir:
    Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. "Dünyanın en alçak yerinde". Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir. (Rum Suresi, 1-4)


    MÖ 3. -5. yüzyıllara ait olan bu altın kabartma, Pers Krallarından Oxus'un hazinesinden bir parçadır.

    Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, 613-614 yıllarında putperest bir toplum olan Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS 620 civarında indirilmişti. Ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu. Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu. Persler Bizanslıları 613 yılında Antakya'da yenilgiye uğratarak; galibiyetlerini Şam, Kilikya, Tarsus, Ermenistan ve Kudüs'ü ele geçirmeleriyle sürdürmüşlerdi. Özellikle 614 yılında Kudüs'ün kaybedilmesi, Kutsal Mezar Kilisesi'nin tahrip edilmesi Bizanslılar için ağır bir darbe olmuştu.

    O dönemde yalnız Persler değil, Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans Devleti'ne karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı. Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi. Bizans Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti. Hatta bunlar da yetmeyince bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye başlanmıştı. Pek çok vali Kral Heraklius'a isyan etmiş, İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti. Önceden Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti.

    Kısacası, herkes Bizans'ın yok olmasını bekliyordu. Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans'ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi. Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin, asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı. Fakat Kuran'da bildirilen tüm haberler gibi bu da hiç kuşkusuz gerçekti. 622 yılında Heraklius Ermenistan'ı işgal edip Persleri yenerek çeşitli zaferler kazandı. 627 yılının Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında, Bağdat yakınında Dicle Nehri'nin 50 km. doğusunda bulunan Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu. Bizans ordusu, Persleri burada da yenilgiye uğrattı. Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldılar.

    Rumların galibiyeti 630 yılında İmparator Heraklius'un Pers hükümdarı II. Khosrow'u yenilgiye uğratarak, Kudüs'ü geri alması ve Mezar Kilisesi'nin yeniden Hıristiyanların kontrolüne girmesiyle tamamlanmış oldu.

    L
    ut Gölü ya da diğer adıyla Ölü Deniz olarak bilinen bölge dünyanın en alçak noktasıdır. Bu, Kuran-ı Kerim'de asırlar öncesinden bildirilmiş bir bilgidir. İnsanlar bu bilgiyi ancak günümüz teknolojisinin sunduğu imkanları kullanarak öğrenebilmişlerdir.

    Rumların Kuran'da haber verilen galibiyeti 630 yılında İmparator Heraklius'un Pers hükümdarı II. Khosrow'u yenilgiye uğratarak, Kudüs'ü geri alması ve Mezar Kilisesi'nin yeniden Hıristiyanların kontrolüne girmesiyle tamamlanmış oldu.


    Böylece Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve Peygamberimiz (sav)'in insanlara tebliğ ettiği, "Rum'un zaferi", ayetteki "üç ile dokuz yıl içinde" ifadesiyle dikkat çekilen zaman aralığında, mucizevi bir şekilde gerçekleşmiş oldu.
    Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir.
    Rum Suresi'nin 3. ayetinde, Rumlar'ın "Dünyanın en alçak yerinde" yenildikleri belirtilir. Arapçası "edna el-ard" olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak da tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur. "Edna" kelimesi Arapçada "alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir ve "en alçak" anlamına gelir. "Ard" ise yeryüzü demektir. Dolayısıyla "edna el-ard" ifadesi de "yeryüzünün en alçak yeri" manasına gelmektedir.

    Bazı tefsirciler söz konusu bölgenin Araplara yakınlığını göz önünde bulundurarak kelimenin "en yakın" anlamını kullanmaktadırlar. Ancak kelimenin asıl anlamı, Kuran'ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan çok önemli bir jeolojik gerçeğe işaret etmektedir. Çünkü Dünyanın en alçak yerini araştırdığımızda, bu noktanın Bizanslıların 613-614 yıllarında yenilgiye uğradığı yerlerden biri olan Lut Gölü (Dead Sea) havzası olduğunu buluruz. Bu yenilginin en ağır darbesi, daha evvel de belirttiğimiz gibi, Hıristiyanlığın sembolü olan Lut Gölü yakınlarındaki Kudüs'ün kaybıdır.
    Lut çevresi ise deniz seviyesinden 399 metre aşağıdaki, yeryüzünün "en alçak" bölgesidir.

    Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının, yalnızca modern çağdaki ölçümlerle tespit edilmiş olmasıdır. Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün Dünyanın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama bu bölge Kuran'da "yeryüzünün en alçak yeri" olarak tanımlanmıştır. Bu bilgi, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun bir başka delilini oluşturmaktadır ve Allah'ın Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e nasip ettiği çok büyük bir mucizedir.

    Mekke'nin fethi
    Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (Fetih Suresi, 27)



    Peygamber Efendimiz (sav), Medine'de iken gördüğü bir rüyasında, müminlerin güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemişti. Çünkü, Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler, o zamandan beri Mekke'ye gidemiyorlardı.
    Allah, Peygamberimiz (sav)'e Katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi'nin 27. ayetini vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu, eğer Allah dilerse müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir. Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye Barışı ve ardından gelen Mekke'nin fethiyle, Müslümanlar aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram'a girmişlerdir. Böylece Allah, Peygamber Efendimiz (sav)'e ilham ettiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir.

    Buhari, Mekke'nin fethi ile ilgili olarak İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet etmektedir:
    İbnu Abbas: "Herhalde o Kuran'ı (tilavetini -okumasını, tebliğini ve mucibince -gerektiği gibi- amel etmeni) senin üzerine farz kılan (Allah), seni (yine) dönülecek yere döndürecektir..." (Kasas Suresi, 85) mealindeki ayette ifade edilen döndürülecek yerden maksadın Mekke olduğunu söylerdi."

    Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır. Fetih Suresi'nin 27. ayetine dikkat edilirse, Mekke'nin fethinden önce gerçekleşecek bir başka fetihten daha söz edildiği görülecektir. Nitekim ayette haber verildiği gibi Müslümanlar, önce Yahudilerin elinde bulunan Hayber Kalesi'ni fethetmişler, daha sonra da Mekke'yi fethetmişlerdir.Ünlü Celaleyn tefsirinde, Fetih Suresi'nin 27. ayeti şöyle açıklanmaktadır:
    Yemin olsun ki Allah, Peygamberine o rüyayı doğru gösterdi. Rasulullah (sav) Hudeybiye senesinde sefere çıkmazdan evvel rüyasında kendisini de, ashabını da emniyet içinde, başlarını traş ederek Mekke'ye girer görmüş, bunu ashabına haber vermişti. Onlar da sevinmişlerdi. Vakta ki maiyyetindekilerle (beraberindekilerle) birlikte çıktılar. Kafirler, kendilerini "Hudeybiye"de men edip döndüklerinde bu onlara çok ağır geldi. Bazı münafıklar ise şüpheye düştüler. Bu ayet o zaman inmiştir. "Yemin olsun ki inşaAllah Mescid-i Haram'a emniyet içinde başlarınızın saçlarının tümünü kazıtarak, (kiminiz) bir kısmını kısaltarak, asla korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah sulh konusunda fayda yönünden sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce yani Mekke'ye girmeden önce yakın bir fetih yaptı." Bu da Hayber'in fethi idi. Ve rüya ertesi sene tahakkuk etti (gerçekleşti).

    Peygamberimiz (sav) Hicret'in 8. yılında Mekke'ye girerek bu şehri fethetmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) müminlere bu müjdeleri verdiğinde, mevcut durum bu yönde değildir. Hatta, koşullar tam aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle Mekke'ye sokmamakta kararlı görünmektedirler. Bu ise, kalbinde hastalık olanların, Peygamber Efendimiz (sav)'in söylediklerine şüphe ile bakmalarına neden olmuştur. Ancak Peygamberimiz (sav) Allah'a güvenerek, insanların ne diyeceklerini hiç önemsemeden, Allah'ın kendisine bildirdiğine iman etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır. Rabbimiz'in Peygamberimiz (sav)'e haber verdiği bu gayb haberinin gerçekleşmiş olması, milyonlarca insanın şahit olduğu çok büyük bir mucizedir.

    Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği diğer gayb bilgileri

    Mısır'ın Fethi
    Sizler Mısır'ı fethedeceksiniz. Orası (paraya) "kirat" denilen yerdir. Oranın halkına hayır tavsiye edin. Onların bir zimmet, bir de rahim (hakkı) vardır.

    Peygamber Efendimiz (sav) bu hadis-i şeriflerinde Mısır'ın fethedileceğini müjdelemektedir. Peygamberimiz (sav) bu müjdeyi verdiği sırada Mısır, Romalıların hakimiyeti altındaydı. Ayrıca, Müslümanların henüz çok büyük bir gücü bulunmamaktaydı. Ancak, Peygamber Efendimiz (sav)'in, bu sözleri gerçek olmuş, kendisinin vefatından çok zaman geçmeden, Hz. Ömer (ra)'in halifeliği sırasında, M.S. 641 yılında, Amr bin As komutasındaki Müslümanlar tarafından Mısır fethedilmiştir. Bu olay, Peygamber Efendimiz (sav)'in gerçekleşen gayb haberlerinden biridir.

    Roma ve İran Topraklarının Fethi
    Kisra ölünce, ondan başka Kisra yoktur. Kayser de öldü mü ondan sonra bir Kayser yoktur. Nefsimi kudret altında tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, siz her ikisinin de hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız.

    Bu hadis-i şerifte geçen "Kisra" kelimesi, geçmişte İran kralları için kullanılan bir isimdir. Kayser sıfatı ise, Roma İmparatoru için kullanılmaktaydı. Peygamber Efendimiz (sav) hadis-i şerifinde, bu her iki kralın sahip olduğu hazinenin Müslümanlara kalacağını müjdelemiştir.

    Burada dikkat edilmesi gereken husus, Peygamberimiz (sav)'in bu haberi müjdelediği dönemde Müslümanların askeri, ekonomik ve siyasi açıdan, henüz böyle büyük bir fetih yapmaya güçlerinin bulunmamasıdır. Ayrıca bu dönemde, İran ve Bizans İmparatorlukları da, en güçlü devletlerdi. Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz (sav), bu iki fethi haber verdiğinde, siyasi ve askeri koşullar görünürde buna uygun değildi. Ancak, Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği bu olaylar aynen gerçekleşmiştir. Hz. Ömer zamanında İran fethedilmiş ve bu fetihle birlikte Kisraların saltanatı son bulmuştur.

    O dönemin Kayser'i olan Heraklius'un 641 yılında ölümünden önce, hazinelerinin Müslümanlara kalması Müslümanların, Raşid Halifeler döneminde Bizans Roma İmparatorluğu'na ait çok önemli merkezleri fethetmeleri ile başlamıştır. Hz. Ebu Bekir döneminden başlayarak, Kayser'in yönetimi altındaki Ürdün, Filistin, Şam, Kudüs, Suriye, Mısır gibi önemli merkezlerin tamamı fethedilmiştir. İstanbul'un, 1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi ve Roma İmparatorluğunun yıkılmasını takiben Kayser ünvanı da tarihe gömülmüştür.78 Böylece, Peygamberimiz (sav)'in döneminde siyasi ve ekonomik açıdan imkansız gibi görünen bu önemli fetihler, Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'e verdiği birer mucize olarak gerçekleşmiştir.

    Peygamberimiz (sav)'in İran Kisrası'nın ölümünü haber vermesi

    Peygamber Efendimiz (sav), yaşamı boyunca pek çok hükümdar ve idareciye, elçiler ve mektuplar aracılığıyla tebliğ yapmış, onları hak ve doğru olana uymaya davet etmiştir. Tarih kaynaklarında yer aldığı gibi bazıları Peygamberimiz (sav)'in bu davetine hemen icabet ederken, bazıları da inkarlarında direnmişler, müşriklerle, münafıklarla ve diğer kafirlerle iş birliğine girişmişlerdir. Peygamberimiz (sav)'in İslam'a davet ettiği hükümdarlardan biri de dönemin İran Kisrası Perviz İbn-i Hürmüz'dür. Hz. Muhammed (sav), Abdullah bin Huzayfe'yi ona elçi olarak göndermiştir. Ancak İbn-i Hürmüz, Peygamberimiz (sav)'in tebliğinden yüzçevirmiş ve Müslümanlara karşı düşmanca bir tutum sergilemiştir. Peygamber Efendimiz (sav)'e iki elçi gönderip, Müslümanların kendisine teslim olmalarını söylemiştir. Peygamber Efendimiz (sav) ise bu iki elçiyi önce İslamiyet'e davet etmiştir. Daha sonra ise, iki elçiyi ertesi gün kendilerine kararını bildirmek üzere huzurundan çıkarmıştır. Ertesi gün Peygamber Efendimiz (sav) elçilere, Allah'ın kendisine bildirdiği şu haberi iletmiştir:
    Yüce Allah Kisra'ya oğlu Şireveyh'i musallat kıldı. Şireveyh, onu şu ayda, şu gecede ve gecenin de şu saatinde öldürdü!

    Peygamber Efendimiz (sav) ayrıca onlara hitaben şöyle demiştir:
    Bazan'a (Kisra'nın aracı olarak elçi göndermesini emrettiği vali) deyiniz ki: Benim dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk ve sanatının ulaştığı yere kadar ulaşacaktır. Yine ona deyiniz ki: Eğer sen Müslüman olursan, şu anda idare etmekte olduğun yerleri sana vereceğim, seni Ebnalardan (Güney Arabistan'a yerleşen İranlılar) meydana gelen kavme hükümdar yapacağım.

    Bunun üzerine elçiler Yemen'e dönerek Peygamberimiz (sav)'in tebliğini Vali Bazan'a aktardılar. Duyduklarından son derece etkilenen Bazan, bunu "Bu hükümdar sözü değildir. Öyle sanıyorum ki bu şahıs, dediği gibi bir peygamberdir"82 sözleriyle ifade etti. Sonra da adamlarına "Onu nasıl buldunuz?" diye sordu. Peygamberimiz (sav)'in heybetinden son derece etkilenen elçiler, "Biz, ondan daha heybetli, hiçbir şeyden korkmayan ve muhafızsız bulunan bir hükümdar görmedik. Mütevazi ve yaya olarak halk arasında yürüyordu" dediler.

    Bazan, bir süre bekleyip Peygamber Efendimiz (sav)'in Kisra hakkında söylediklerinin doğru çıkıp çıkmayacağını görmek istedi. Böylece Peygamber Efendimiz (sav)'in Allah'ın elçisi olduğuna emin olacağını belirtti. Hadis ve tarih kaynaklarına göre, aradan kısa bir süre geçtikten sonra Kisra'nın oğlu Şivereyh'ten Bazan'a şöyle bir mektup geldi:
    Ben Kisra'yı öldürdüm. Bu mektubum sana gelince, benim namıma, halkın biatını al, Kisra'nın sana yazmış olduğu zat hakkında da, yeni bir emrim gelinceye kadar bekle ve hiçbir teşebbüse geçme.

    Bazan ve adamları hesap edince, bu olayın tam Peygamberimiz (sav)'in belirttiği zamanda meydana geldiğini gördüler.Bazan bu büyük mucizeyi gördükten sonra iman etti ve Müslüman oldu. Onu, Yemen'de oturan Ebnaların Müslüman olması izledi. Bazan, Peygamber Efendimiz (sav)'in İran valilerinden imana gelen ilk kişi idi.

    Peygamberimiz (sav)'in kimsenin bilmediği olayları bilmesi

    Allah'ın Kuran'da bildirdiği mucize niteliğinde bir olay da Peygamberimiz (sav)'in eşlerinden birine verdiği bir sırla ilgilidir. Peygamberimiz (sav) hanımlarından birine gizli bir söz söylemiş, fakat hanıma bu gizli sözü saklamayıp başkasına haber verince Allah onun bu tavrını Peygamberimiz (sav)'e haber vermiştir. Peygamberimiz (sav) sır tutmayan eşine bunu bildiğini açıklayınca, eşi kendisine bunu kimden öğrendiğini sormuştur. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) bunu kendisine Allah'ın haber verdiğini açıklamıştır. Allah bu olayı Kuran'da şöyle bildirir:
    Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti. (Tahrim Suresi, 3)

    Peygamberimiz (sav) Allah'ın kendisine lütfu sayesinde ilim sahibi bir insandır. Allah kendisine kimsenin bilmesinin mümkün olamayacağı haberleri bildirmektedir. Eşinin yaptığı hatayı kendisine açıklaması da bu mucizelerinden yalnızca bir tanesidir. Öte yandan Allah bazı Kuran ayetlerinde de Peygamberimiz (sav)'e insanların gizli yönleri, düşünceleri ve eylemleri ile ilgili olarak kendisinin bilmesi mümkün olmayan pek çok bilgi vermiştir. Bu bilgilerin yanı sıra Peygamberimiz (sav)'e, onlara karşı nasıl davranacağını ve neler söyleyeceğini de bildirmiştir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
    Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 154)
    "Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
    Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır." (Fetih Suresi, 11)
    Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
    Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiç bir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever. (Tevbe Suresi, 107-10

    Ayetlerde Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e vahyettiği birçok gayb haberi bildirilmektedir. Münafıkların yalanları, tuzakları, içlerinde gizledikleri, gerçek niyetleri Allah'tan bir mucize olarak Peygamberimiz (sav)'e haber verilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav), Allah dilediği takdirde kendilerini olduklarından farklı gösteren münafıkları da yüzlerinden tanıyabilmiştir. Kuşkusuz bu büyük bir mucizedir. Hiç kimse pek çok ibadeti yerine getiren, Müslümanların tavır ve konuşmalarını aynısıyla taklit eden, kendisini Müslüman olarak tanıtan ve hatta Peygamberimiz (sav)'le birlikte savaşa çıkan bir kişinin aslında ikiyüzlü bir din düşmanı olduğunu anlayamaz. Peygamberimiz (sav)'in ise Allah'ın bildirmesiyle bu kişileri tanıdığına dair pek çok hadis sahabelerden rivayet edilmiştir. Allah Peygamberimiz (sav)in sahip olduğu bu ilmi Kuran'da şöyle bildirmektedir:
    Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir. (Muhammed Suresi, 30)

    Peygamberimiz (sav)'in soru sorulmadan önce cevap vermesi
    Kuran'da Hz. İsa'nın Allah'ın izniyle insanların "yediklerini ve biriktirdiklerini" haber verdiği (Al-i İmran Suresi, 49), Hz. Yusuf'un ise "bir yemek gelmeden onu haber vereceği" (Yusuf Suresi, 37) bildirmiştir. Bu mucizeler Allah'ın peygamberlerine olan bir lütfudur. Peygamberimiz (sav) de hadislerde haber verildiğine göre, Allah'tan bir mucize olarak kendisine daha soru sorulmadan ilgili kişiye cevap vermiş, insanların içlerinden geçirdiklerini bilmiştir. Örneğin hadislerde bildirildiğine göre Peygamberimiz (sav) ne zaman, nerelerin fethedileceğini sahabelere haber veriyordu. Yine hadislerde bildirildiğine göre Peygamber Efendimiz (sav), eve gelecek kişileri daha gelmeden evvel, odaya girecek olan kişileri daha odaya girmeden evvel bilirdi. Bir kişi bir yerden geç geldiğinde, geç kalma sebeplerini hemen o kişiye haber verirdi. Peygamberimiz (sav) ayrıca münafık zihniyetteki kişileri, Müslümanlara kötülük düşünen kişileri, içinden kötü fikirler geçirenleri hemen tanıyordu.

    Hadislerde bu mucizelerle ilgili yüzlerce örnek verilmektedir. Bir hadiste Peygamberimiz (sav) Ebu Süfyan'ın içinden geçirdiklerine bir cevap vermiş ve Ebu Süfyan bu durum karşısında bu mübarek insanın peygamberliğine şahitlik ettiğini söylemiştir:
    Ebu Süfyan mescidin bir kenarında oturuyordu. Birgün Rasulullah (sav) elbisesine bürünerek evinden çıktı. Ebu Süfyan oturduğu yerden: "Acaba bu ne ile mağlub etti" dedi. Rasulullah (sav) Ebu Süfyan'ın yanına gelip eliyle onun sırtına vurdu ve: "Seni Allah ile mağlup ettim" dedi. Ebu Süfyan: "Senin Allah Rasulu olduğuna şahitlik ederim" dedi.

    Peygamber Efendimiz (sav)'in insanların içinden geçirdiklerini anlayıp, buna göre cevap vermesine bir örnek ise Vabısa ile ilgili olan hadistir:
    Resulullah (sav)'e geldim. Niyetim iyilik ve günahtan ona sormadık bir şeyi bırakmamaktı. Etrafını Müslümanlardan bir cemaat çevirmişti, durmadan ona sorup fetva istiyorlardı. Onları yara yara ilerlemek istedim.
    - Allah Resulünden uzak dur, ey Vabısa! dediler. Şöyle cevap verdim:
    - Bırakın beni de ona iyice yaklaşayım! Kendine yakın olmak istediğim insanların en sevimlisidir o!
    - "Bırakın Vabısa'yı!" buyurdu. İki veya üç kere de bana hitaben:
    - "Ey Vabısa yaklaş!" dedi. Nihayet O'na yaklaşıp önünde oturdum. Bana şöyle buyurdu:
    - "Ey Vabısa" sana ben mi haber vereyim, yoksa sen mi bana sorarsın!"
    - Bilakis sen bana haber ver! dedim.
    Şöyle buyurdu:
    - İyilik ve günah hakkında sormak için geldin değil mi?
    - Evet! dedim. Bunun üzerine parmaklarının uçlarını bir araya getirip onlarla göğsüme vurarak şöyle buyurdu:
    "Ey Vabısa, kalbine danış, kendine danış! -iyilik, insanlar sana fetva verseler, fetva vermeseler de, kendi kalbinin yatıştığı şeydir; günah da, kalbi kazıyan (rahatsız eden) göğüste dolaşıp duran şeydir!"

    Hadiste de bildirildiği gibi, Rabbimiz'in bir lütfu olarak Peygamberimiz (sav) daha soru sorulmadan önce kendisine sorulacak soruları bilir ve onlara göre cevaplar verirdi. Peygamberimiz (sav)'in karşısındaki kişinin niyetini, düşüncesini anlamasına bir diğer örnek ise Ebu'd Derda'nın Müslüman olmasıyla ilgili olan hadistir:
    Ebu'd Derda bir puta tapıyordu. Abdullah b. Revaha ile Ebu Seleme gidip o putu kırdılar. Ebu'd Derda gelip de putu o halde görünce şöyle demekten kendini alamadı: "Yazık sana, kendini savunamadın mı?"
    Sonra Peygamber (sav)'e geldi. İbn-i Revaha yolda kendisini gördü ve şöyle dedi: "İşte Ebu'd Derda! Mutlaka bizi aramak için gelmiştir!" Allah Resulü (sav) de şöyle buyurdu: "Hayır! Müslüman olmak için geliyor. Rabbim Ebu'd Derda'nın Müslüman olacağını vaat etti."

    Yukarıda verdiğimiz tüm örnekler Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in Allah'ın dilemesiyle pek çok mucize gerçekleştirdiğini göstermektedir. Peygamberimiz (sav) üstün ahlakı, Allah korkusu, derin imanı, tevekkülü ve samimiyeti ile Müslümanlara çok güzel bir örnek olmuş, mucizeleriyle de iman edenlerin şevk ve heyecanlarının daha da güçlenmelerine vesile olmuştur.

    Peygamberimiz (sav) kendi vefatını sahabelere haber vermiştir

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in gaybe dair verdiği haberlerin hepsi zaman içinde doğrulanmıştır. Doğrulanan her gayb haberi bu mübarek insanın bir mucizesidir. Bu haberlerden biri de Peygamberimiz (sav)'in kendi vefatını haber vermesidir. Hadis-i şeriflerinde Peygamberimiz (sav) sahabeler arasında ilk kendisinin vefat edeceğini haber vermiştir:
    Allah Resulü bize bakıp şöyle demişlerdir:
    "En son ölenin ben olacağımı ileri sürüyorsanız. Dikkat edin! Ben, hepinizden önce öleceğim. Siz benden sonra öleceksiniz. .
    Peygamber (sav) bir gün çıkıp birine, ölüye dua eder gibi dua etti. Sonra dönüp minbere çıktı ve şöyle buyurdu:
    "Şüphesiz -ahirete- sizden önce gidiciyim. Ben size tanıklık edeceğim. Vallahi şu anda havuzumu görür gibiyim. Yeryüzünün bütün anahtarları bana verildi. Vallahi, benden sonra şirke sapmanızdan korkmuyorum -çünkü sapmazsınız!- Ama -dünya malı için- birbirinizle yarışmanızdan korkuyorum!"

    Peygamberimiz bir diğer hadislerinde kendisine vefat edeceğinin vahyedildiğini bildirmektedir:
    "Allah Resulü (sav) gece vakti beni uyandırıp şöyle buyurdu:
    "Ey Ebi Müveyhibe! Baki ehli için Allah'tan istiğfarda bulunmakla emrolundum!" Bunun üzerine onunla beraber çıktım. Baki'e gittik. Orada ellerini kaldırıp kabir ehli için istiğfarda bulundu. Sonra şöyle buyurdu: "Sizin yaşadıklarınız sonrakilere göre çok hafiftir. Fitneler onlara karanlık gecenin parçaları gibi gelecektir. Sonu başından daha kötü olacaktır. Ey Ebu Müveyhibe, bana yeryüzünün hazineleri ve orada ebedi kalma imkanı verildi. Sonra da cennet verildi. Bununla Allah'a kavuşmak arasında muhayyer (seçim yapma) kılındım. Ben de Allah'a kavuşmak arasında muhayyer kılındım. Ben de Allah'a kavuşmayı tercih ettim." Sonra oradan ayrıldı."

    Peygamberimiz (sav)kendi vefatı ile ilgili birçok detay haber vermiştir. Bu hadislerin her birinin Peygamberimiz (sav)'in söylediği şekilde gerçekleşmesi Allah'tan büyük bir mucizedir. Bu durum müminlerin de imanlarını kat kat artırmış, imanda daha da derinleşmelerine Allah'ın izniyle vesile olmuştur. Hadislerde Peygamber Efendimiz hangi gün vefat edeceğini de haber vermiştir:
    ... Ben Pazartesi günü doğdum. Vahiy Pazartesi günü geldi. Pazartesi günü hicret ettim ve Pazartesi günü öleceğim!"
    İbn-i Hanbel ve Beyhaki, İbn-i Abbas'dan naklederek şöyle demişlerdir:
    "Peygamberimiz (sav) Pazartesi günü doğdu, Pazartesi günü peygamber oldu, Mekke'den muhacir olarak Pazartesi günü çıktı. Medine'ye Pazartesi günü girdi, Mekke Pazartesi günü fethedildi ve Pazartesi günü vefat etti."

    Peygamber Efendimiz (sav) bazı hadislerinde de vefat edeceği yeri bildirmiştir.
    "Hicret edeceğim yer, -öldüğüm zaman gömülüp- yatacağım yer, Medine'dir!"
    Medine, hicret edeceğim yerdir. Orada öleceğim ve orada dirileceğim!"

    Peygamberimiz (sav)'in bildirdiklerinin aynı şekilde gerçekleşmesi Allah'ın büyük bir mucizesidir.

    Peygamberimiz sahabelerin şehadetlerini haber vermiştir
    Peygamberimiz (sav), Allah'ın bir mucizesi olarak, kendi vefatı gibi sahabelerin vefatlarını da gerçekleşmelerinden çok uzun zaman önce haber vermiştir. Bu hadislerde birçok sahabenin ölümleriyle ilgili detaylar bildirilmektedir. Bazı sahabelere şehit olacakları, nasıl bir yerde ölecekleri haber verilmiştir. Peygamberimiz (sav)'in bu gayb haberlerinin aynı şekilde gerçekleştiğine şahit olan müminler için bu çok büyük bir müjde olmuştur. Bu hadislerin her biri Allah'ın alemler üzerine seçip, üstün kıldığı Peygamberimiz (sav)'e Allah'ın nasip ettiği mucizelerdir:

    Peygamberimiz (sav) Hz. Ömer'in şehadetini haber vermiştir
    Ebu Ya'la, sahih bir senetle, Sehl b. Sa'd'dan naklederek şöyle demiştir:
    "Üstünde, Allah Resulü (sav), Ebu Bekir ve Ömer ve Osman'ın bulunduğu Uhud -dağı- sallandı ve Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu:
    "Sallanma, sabit ve sakin ol ey Uhud! Üzerinde bir Peygamber, bir Sıddık ya da iki Şehid var!"
    Taberani, İbn-i Ömer (ra)'dan naklederek şöyle demiştir:
    Allah Resulü (sav) bir bahçedeydi. Ebu Bekir girmek için izin isteyince şöyle buyurdu: "Ona izin verin, onu cennetle müjdeleyin!" Sonra Ömer izin istedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ona da izin verin, onu cennet ve şehitlikle müjdeleyin! Sonra Osman izin istedi. Şöyle buyurdu: "Ona izin verin ve hem cennet, hem de şehitlikle müjdeleyin"

    Peygamberimiz (sav) Hz. Osman'ın şehadetini haber vermiştir
    Ebu Ya'la, müminlerin annesi Hafsa'dan naklederek şöyle demiştir:
    "Allah Resulü (sav) Osman'a haber gönderip çağırttı ve şöyle buyurdu:
    "Öldürülüp şehit olacaksın! Sabret, Allah sana sabır versin.
    Allah'ın sana on sene altı ay giydireceği -hilafet- gömleğini sakın çıkartma!" Dönüp giderken, Allah Resulü (sav) arkasından şöyle buyurdu: "Allah sana sabır versin. Oruçlu iken şehit edilip öleceksin. Orucunu benimle açacaksın!"
    Taberani el-Evsat'ta ve Beyhaki, Zeyd b. Erkam'dan naklederek şöyle demişlerdir:
    "Allah Resulü (sav) beni gönderirken şöyle buyurdu:
    "Haydi Ebu Bekir'e git, evinde elbisesini giyinmiş bir halde göreceksin. Ona cenneti müjdele! Sonra Ömer'e git! Onu da Seniyye tepesinde, bir merkep üzerine perçemi düşmüş halde göreceksin. Ona da cenneti müjdele! Ardından Osman'a git! Onu da çarşıda alışveriş yaparken bulacaksın. Ona zor bir imtihan geçirdikten sonra cenneti hak edeceğini müjdele!" Gittiğimde üçünü de Allah Resulü'nün buyurduğu şekilde buldum.
    Allah Resulü (sav)'in şöyle buyurduğunu duydum:
    Yanımda meleklerden biri varken Osman yanıma gelmişti. Melek şöyle dedi:
    İşte halkının öldüreceği bir Şehit! Ondan biz bile haya ederiz.

    Peygamberimiz (sav) Hz. Ali'nin şehadetini haber vermiştir
    Hakim -sahihtir kaydıyla- Ali'den naklederek şöyle demiştir:
    Allah Resulü (sav), Ali'ye -yanaklarını göstererek- şöyle buyurdu:
    "Buradan buradan darbe yiyeceksin, kanın sakalını bulayıncaya dek akacak!"
    Peygamber (sav) Ali'ye şöyle buyurdu: "İnsanların en kötüsü, -başını göstererek- burana vuracak. -Sakalını göstererek -Bu da kana bulanacak.
    Peygamber (sav) ile Ali'nin yanına girdik. Hastaydı. Ebu Bekir ve Ömer de oradaydı. Biri arkadaşına şöyle dedi: "Galiba ölecek!"
    Allah Resulü (sav) de şöyle buyurdu: "O asla kendi kendine ölmeyecek. Öldürülecek ...."

    Peygamberimiz (sav) Hz. Hüseyin'in şehadetini haber vermiştir
    Allah Resulü (sav) bir gün uyuyordu. Elinde kırmızı bir toprak vardı."
    Ey Allah Resulü, bu toprak nedir? diye sordum.
    Buyurdu ki: Cebrail -Hüseyin'i kasdederek- onun Irak topraklarında öldürüleceğini söyledi. Bu toprak, oranın toprağıdır."
    "Hüseyin'i kastederek bu oğlum Kerbela denilen yerde öldürülecek. Onu orada gören ona yardım etsin!" Bunun üzerine Enes b. el Haris Kerbela'ya gitti. Hüseyin ile beraber orada öldürüldü.

    Peygamberimiz (sav)'in Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin ile ilgili bildirdiği şehadet haberleri gerçekleşmiş ve Peygamberimiz (sav)'in ardından İslam dininin yayılmasında çok büyük bir sorumluluk üstlenen bu samimi Müslümanlar şehit edilmişlerdir. Bu mübarek Müslümanların şehadetleri ile Peygamberimiz (sav)'in verdiği gayb haberlerinin bir bölümü daha gerçekleşmiştir. Bunların her biri Allah'ın, mübarek elçisi Hz. Muhammed (sav)'e nasip ettiği birer mucizesidir.

    Peygamberimiz (sav)'in ahir zaman alametleri hakkında bildirdikleri

    Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler. (Yunus Suresi, 60)

    Ahir zaman, kıyamet öncesinde dünya üzerinde yaşanacak olan bir dönemdir. Peygamberimiz (sav)'in, ahir zamanda gerçekleşecek olan olaylarla ilgili de pek çok haberi bize ulaşmıştır. Bu olayların, içinde bulunduğumuz dönemde birer birer gerçekleşiyor olması Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinden biridir. Hz. Muhammed (sav) kendi yaşadığı dönemden 1400 yıl sonrasında meydana gelecek olayları, sanki o dönemi izlemiş gibi detaylı olarak anlatmıştır. Peygamberimiz (sav)'in gerçekleşeceğini bildirdiği ahir zaman alametlerinden bazıları aşağıda özet halinde açıklanmıştır.
    İran-Irak Savaşı

    Ahir zamanda meydana gelecek önemli bir savaş hadiste şöyle haber verilir:
    Şevval ayında ayaklanma Zilkade'de harb konuşmaları, Zilhicce'de ise harb vaki olacak.

    Hadiste belirtilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları İran-Irak Savaşı'nın gelişim aşamalarıyla aynı tarihlere denk gelmektedir:
    Şevval ayında ayaklanma...
    İran Şahı'na karşı olan ilk ayaklanma bilindiği gibi hadiste belirtilen 5 Şevval 1398 (8 Eylül 1976)'de olmuştur.

    Zilkade'de harp konuşmaları ve Zilhicce'de ise harp vaki olacak...
    Hicri 1400 Zilhicce (1980 Ekim) ayında İran-Irak arasındaki savaş tam anlamıyla başlamıştı.

    Bir başka hadiste de bu savaşın ayrıntıları şöyle tarif edilir:
    Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: "Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır... Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun..." Onlar Mutıka çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya inecekler... Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar... Aralarında savaş olacak: Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak… (Kıyamet Alametleri, s. 179)

    - Faris yönünden gelecek olan : İran tarafından gelecek olan- Faris : İran - İranlı- Yazıya inecekler : Ovaya inecekler (Irak Ovası)- Mutık : Yöredeki bir dağın adı- Rakabe :
    : Petrol kuyularının çok olduğu bölgedir.
    "Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır…"

    Hadisin bu bölümünde iki taraf arasında, ırkçılıktan kaynaklanan bir anlaşmazlığın olacağına dikkat çekiliyor olabilir. Bu anlaşmazlık sebebiyle, "Yazı"ya (yani Irak Ovası'na) inileceği ve savaşın başlayacağı anlaşılmaktadır.
    Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak...
    Bu hadisin de işaret ettiği gibi, İran-Irak Savaşı 8 yıl sürmüş ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.

    Afganistan'ın İşgali
    Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.




    Hadiste Afganistan'ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır. Gerçekten de Rusların Afganistan'ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir.
    Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır...
    Rivayetin bu bölümünde de Afganistan'ın maddi zenginliklerine dikkat çekilmektedir. Bugün Afganistan'da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.
    Fırat'ın Suyunun Kesilmesi

    Fırat Nehri'nin suyunun kesilip durdurulması da Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği ahir zaman alametlerindendir:
    Fırat Nehri'nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın.


    Hürriyet, 4 Kasım 1973


    Diğer hadislerde bu olayın ayrıntılarıyla ilgili önemli bilgiler verilmektedir:
    Resulullah: Fırat Nehri altın bir d ağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar onun için harb edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek, onlardan her adam, keşke kurtulan ben olsaydım, diyecektir buyurmuşlar.
    Resulullah şöyle buyurdu: Yakında Fırat Nehri altın hazinesini açığa çıkarır, kim buna hazır bulunursa, ondan bir şey almasın.

    Görüldüğü gibi ahir zamanın önemli bir alameti olan Fırat Nehri'nin suyunun durdurulması ve altın değerinde bir hazinenin ortaya çıkması pek çok büyük hadis kitabında yer almaktadır.

    Şimdi yukarıda yer verdiğimiz hadislerde geçen bu konuyla ilgili önemli ifadeleri tek tek ele alarak inceleyelim:
    Resulullah buyurdu ki: (1) Fırat Nehri'nin suyu çekilip (2) altından bir dağ meydana çıkmadıkça kıyamet kopmaz... (Riyazü's Salihin, 3/332)

    (1) Fırat Nehri'nin suyunun çekilip...
    Suyuti'nin kitabında bu hadis "suyun durdurulması" olarak geçmektedir. Gerçekten de Keban Barajı, Fırat Nehri'nin suyunu durdurarak kesmiştir.
    (2) "Altın"dan bir dağ meydana çıkmadıkça...
    Yapılan baraj sayesinde; elektriğin üretilmesi, toplanan suyun arazide kullanılarak toprağın veriminin artması ve ulaşım kolaylığının sağlanması gibi sebeplerle, buradaki topraklar "altın" gibi kıymetli hale gelmiştir.
    Keban Barajı ve Fırat Nehri üzerine sonradan kurulan diğer barajlar, betondan dev birer dağı andırmaktadır. Bu barajlardan (hadis-i şerifteki benzetmeye göre dağdan) altın değerinde servet dökülmektedir. Dolayısıyla barajlar "altın bir dağ" özelliği kazanmaktadır. (En doğrusunu Allah bilir)

    Aşağıda ise bu alametler başlıklar halinde sıralanmıştır:
    - Ramazan Ayı'nda Ay ve Güneş Tutulmaları
    - Kuyruklu Yıldızın Doğması
    - Kabe Baskını ve Kabe'de Kan Akıtılması
    - Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi
    - Güneş'ten Bir Alametin Belirmesi
    - Yaygın Katliamların Meydana Gelmesi
    - Şam ve Mısır Meliklerinin Öldürülmesi
    - Mısırlıların Esir Alınması
    - Şehirlerin Yok Olması
    - Harap Olmuş Yerlerin İmarı
    - Dördüncü Sulh ve Arap - İsrail Barışı
    - Iraklıların Parası Kalmayacak
    - Bağdat'ın Alevlerle Yok Edilmesi
    - Irak ve Şam'a Ambargo
    - Irak'ın Yeniden Yapılanması
    - Şam'da Fitneler
    - Şam, Irak, Arabistan'da Kargaşa
    - Müslümanlarla Yahudilerin Savaşması
    - Masum Çocukların Öldürülmesi
    - Fitnelerin Çoğalması
    - Haramların Helal Sayılması
    - Allah'ın Açıkça İnkar Edilmesi
    - Depremlerin Artması
    - Ahlaki Çöküş
    - Salgın Hastalıklar
    - Çöllerin Yeşertilmesi
    - Sahte Mesihlerin Ortaya Çıkışı

    Yukarıda sadece bazılarını maddeleştirdiğimiz Peygamberimiz (sav)'in tüm bu hadislerdeki işaretleri, 1400 yıl içinde değişik zamanlarda ve dünyanın farklı farklı bölgelerinde tek tek de görünmüş olabilir, ancak Hicri 1400 yılından itibaren hepsi aynı dönem içinde, birbiri ardına gerçekleşmiştir. Bu da Peygamberimiz (sav)'in başka bir hadisindeki haberin gerçekleşmesi demektir:
    "Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi."


  7. #7
    Administrator Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin has a reputation beyond repute Yasemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    13.122
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    Kur’an-ı kerim mucizesiSual: Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü nedir?
    CEVAP
    Kur’an-ı kerimdir.


    Not: Geniş bilgi için (Kur’an-ı kerim) maddesinde, (Mucizelerin en büyüğü) kısmına bakınız.

+ Konuya Cevap Yaz

Benzer Konular

  1. Peygamber Efendimizin Mucizeleri ve Uhud
    Konu Sahibi Yasemin Forum Alemlere Rahmet Efendimiz (sav)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04-01-2011, 10:41
  2. Peygamber efendimizin şefaati
    Konu Sahibi Yasemin Forum Alemlere Rahmet Efendimiz (sav)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 14-07-2007, 16:19
  3. Peygamber efendimizin faziletleri
    Konu Sahibi Yasemin Forum Alemlere Rahmet Efendimiz (sav)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 14-07-2007, 11:04
  4. Peygamber efendimizin ırkı
    Konu Sahibi Yasemin Forum Alemlere Rahmet Efendimiz (sav)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 14-07-2007, 11:00
  5. Peygamber Efendimizin Vefatı
    Konu Sahibi Yasemin Forum Alemlere Rahmet Efendimiz (sav)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 06-07-2007, 08:28

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
solar enerji güneş enerjisi